Bir Türlü Kabul Edemediğimiz Gerçek

Bugün Afrikalı dostum Daniel’den güzel bir rehberlik aldım. Rehberliğin içeriğine geçmeden önce biraz Daniel’den bahsetmek istiyorum. Daniel, Afrika’daki HIV ve AIDS li çocukların kalan yaşamlarını daha kaliteli geçirmeleri için onları nefesle tanıştırıyor. Nefesin bu çocuklar üzerindeki etkisini Daniel şöyle anlatıyor. “Pek çok insan HIV ve AIDS’i ölüm cezası olarak görüyor. HIV ve AIDS’li çocukların bazıları en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyorlar. Bu çocuklar nefesin yarattığı enerji ile karşılaştıklarında yaşama daha umutla bakıyorlar, kendilerine olan inançları artıyor. Kendi başlarına var olmayı, diğerlerini affetmeyi öğreniyorlar. Ben ve arkadaşlarım ise onlarla çalışırken kalbimizin daha da açıldığını hissediyor, daha enerjik ve neşeli oluyoruz. Nefesin, fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dönüşümü garantileyen en güçlü tekniklerden biri olduğunu söyleyebilirim.”

Evet, Daniel dünyanın öbür ucunda, arkadaşları ile birlikte güzel şeyler yapıyor. Ve de Daniel’in bu güzel şeyler yapma enerjisi bana da dokundu. Nasıl mı? Kısaca anlatayım;

Daniel, Milliyette yazı yazdığımı öğrenince Aralık ayında Nairobi’de düzenleyecekleri büyük çaplı yardım semineri hakkında yazı yazıp yazamayacağımı sordu. Daniel’e, yazılarımdan birinde bu konudan memnuniyetle bahsedeceğimi ancak beklentisini karşılayacak derecede tanınmış bir yazar olmadığımı söyledim. Daniel’in yanıtı benimkisinin tersine daha ilham doluydu.  “Tanınmış değilim” cümlesindeki olumsuz takıyı kaldır, bu şekilde kendini etiketlendiğinde öz varlığını zayıflatıp ondan uzaklaşıyorsun. Bu şekilde yazılarını okuyan onca insanı ve dünyanın öbür ucunda yaşadığı halde seni unutmayan dostunu yani beni de göz ardı etmiş oluyorsun, “sen düşündüğünden de ötesinbunu hiç unutma.

Evet, ben de birçok kez “ Düşündüğünün ötesindesin” cümlesini danışanlarım için kullanmış ve sanırım bunu yaparken de “söylediğin gibi ol ” kuralını da ihlal etmiştim. Evrende boş durmamış, benimle aynı davranış kalıbında olan yani kendi değerini aşağıya çeken danışanları yaşamıma göndererek bana zekice yanıt vermişti. Kendimi bildim bileli, kendimi geliştirme arzusu içindeyimdir. Yeni şeyler öğrenmek, yeni yerleri keşfetmek her zaman tek önceliğim olmuştur. Daniel’inki de dâhil olmak üzere son 6 aydır “Artık Tamam” şeklinde gelen rehberlikleri dikkate almayarak büyük bir hata yapmıştım. Evet, tam ve bütündüm, ben de eksik bir şey yoktu. Ama bu rehberlik, benim yeni şeyleri keşfetme ve öğrenme projemin artık bittiği anlamına gelmiyordu. Bu sadece içimde tam ve bütün olan, öz varlığı görme vaktimin geldiğini gösteriyordu.  Bu yüzden de bundan sonra “Tam ve bütün olmak” için değilTam ve bütün halime uygun hareketler yaparak” yaşamamı sürdürmeliydim. Aslında daha güzel, daha bilgili, daha başarılı diye bir şey yoktu. Zaten daha sağlıklı, zaten daha bilgili zaten, daha güzeldim. Yapılması gereken tek şey; bu görüşe uygun hareket etmekti. Bu durumu, severek satın aldığınız elbiseyi daha dikilmiş yapmak için tekrar tekrar dikmeye benzetebiliriz. Gerek olmadığı halde elbiseyi ikinci ya da üçüncü hatta daha fazla dikersiniz. Elbise daralır ve siz onun içine giremez hale gelirsiniz. Ya da zaten tadı güzel olan bir çorbaya, tadı daha muhteşem olsun diye biraz daha tuz ekleyerek kimsenin içemeyeceği bir çorba haline getirmeye benzetebiliriz. İşte bu basit örnekler zaten tam ve bütün olan kendimize neler yaptığımız konusunda bize fikir verecektir.

Bazılarınız bu durumu fark etmiş olabilir, öyle ise bu çok güzel, bravo. Farkında olmayanlar için ise bir önerim olacak. Aşağıdaki cümleyi okuduktan sonra “Bu cümle sizin için gerçekten doğru olsaydı, şu an neler yapıyor olurdunuz? “ Sorusu üzerine birkaç dakika meditasyon yapın.

“Zaten tam’ız, zaten bütün’üz; yapılması gereken tek şey bu görüşe uygun hareket etmek”

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel.kavunoglu

http://www.nefestr.com

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:11 pm  Yorum Yapın  

Aydınlatan Zekâya Erişmek Mümkün mü?

 

Yaşamınızın mimarı sizsiniz” diyorlar.  “Bu gerçekten doğru ise neden acı ve üzüntü içinde oluyoruz ?”  

 

Wikipedia, acı’yı kişide zarar ya da zarar tehdidi algısı ile ilgili kaçınılan bir deneyim olarak tanımlamış. Evet, acıdan kaçınarak, aslında keyif aldığımız anları arttırmaya çalışırız. Ancak sürekli olarak acıdan kaçınmak bizi endişeli yapar. Sürekli endişe içinde olunca da rahatsızlık, üzüntü, korku, yaşlılık, hayal kırıklılığı ve depresyon gibi psikolojik acılar deneyimlenir.

 

Deneyimlenen acının derecesi, sahip olunan bakış açısı, olaylar ya da insanlara karşı gösterilen tolerans ile birebir bağlantılıdır. Örneğin, kısıtlı bir bakış açısına sahipsek arzu, tutku, heyecan, zenginlik, toplumdaki konum vb gibi konularda meydana gelen değişim bizi daha çok etkileyecektir.  Çünkü arzu, tutku, heyecan, zenginlik, sahip olduğumuz konum, değişme potansiyeli fazla olan durumlardır. Aynı şekilde kalmaları konusunda ısrar ettiğimiz sürece acıya da “Merhaba” demiş oluruz. Peki, acıyı yok etmek mümkün müdür?  

 

Bence, mümkündür.  Bunun için öncelikle “ acının var olduğu ile insan doğasının mükemmel olmadığı”  gerçeğini kabul etmek gerekir. Bilinçli olarak acının varlığını kabul ettiğinizde, mutsuzluk ve huzursuzluğun geçici zihin durumları olduğunu, sürekli olarak onlarla birlikte olmayacağınızı fark edersiniz. Bu farkındalıktan sonra yapılacak tek şey; “ardında sevgi ve şefkat olmayan niyet, davranış ve duyguları bir an evvel hayatımızdan çıkartmak olacaktır.

 

Düşünce, deneyim ve duygularımızı bilinçli olarak seçmeye başladığımızda tamamen özgürleşiriz. Özgür olmak, mutlu olma halini getirir. Burada unutulmaması gereken tek şey, özgür olmanın tüm sorumluluklardan kurtulmak anlamına gelmediği, bilakis özgür olmanın sorumluluk almayı gerektirdiğini bilmek olacaktır. Bu şekilde sevgi, mutluluk, huzur olmayan deneyimleri ve düşünceleri bırakmanın sorumluluğunu aldığımızda içimizde var olan aydınlatıcı zekâ ( bilgelik) görünür hale gelecektir.
Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sevgiler

www.nefestr.com

Sibel.kavunoglu

 

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:10 pm  Yorum Yapın  

Fırsatları Değerlendirmede Gelinebilecek Son Nokta

Zaman zaman karanlık ve aydınlık taraf birbiri ile karışır. Mesela, çok sevdiğiniz halde, karşılığını alamadığınızda öfkelenirsiniz ya da o kadar çok alçak gönüllü olursunuz ki kendi değerinizi hissedemez hale gelirsiniz. Hayatınızda bu ve buna benzer durumlar olduğunda karanlık tarafta ikamet ediyorsunuz demektir. Peki, karanlık tarafa geçişi engellemek mümkün müdür?

Maalesef  “mümkün değildir”. Aksine bu durumu, fırsata çevirmek mümkündür. Mesela, öfke ve kızgınlık yükselmeye başladığında bu yükselişi karanlık tarafın sunduğu fırsatlar olarak değerlendirip  “Hımm, galiba karanlık taraf bana “Sevdiğimi düşündüğüm kişiyi gerçekten sevmediğimi” “Koşulsuz sevgiyi deneyimleme niyetimden uzaklaştığımı” ya da “Şu aralar kendimi sevmediğimi “hatırlatıyor olabilir. En iyisi kendimi sevme, huzurda ve barış kalma niyetimde ısrarcı olayım. Ve … şunu ve bunu ….yapayım ” diyebilirsiniz.  Ya da karanlık tarafın kuvvetlerinden destek alıp biraz bencil olun. Hatta öyle çok bencil olun ki öfke ve kızgınlık, yüzünüzdeki nuru alamasın, hormonlarınızın salgıladığı adrenalin enerjinizi tüketemesin.

Tabii bir de öfke ve kızgınlığa, bilgece yaklaşamadığınız anlar vardır. Bu tür anlardan geri dönüş zordur. Yani “ Atı Alan Üsküdar’ı geçmiş” tir. Yapılacak tek şey; ortalık iyice sakinleştikten sonra ileride aynı fırsat gündeme geldiğinde onu nasıl verimli hale dönüştürebileceğinize kafa yormaktır.  Hadi, şu an birkaç dakika boş vaktiniz var ise bu fırsatı kaçırmayın ve geçmişte ışık ve karanlığın birbiri ile karıştığı anlarınızın olup olmadığına bakın. Şimdiye kadar hangi fırsatları değerlendirebildiğinizi, hangilerini değerlendiremediğinizi tespit edin. Değerlendiremediklerinizi verimli hale dönüştürmenin yollarını arayın.

Bence bu değerlendirme anları, fırsatları değerlendirmede gelinebilecek en son noktadır!.  

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel.kavunoglu

www.nefestr.com

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:10 pm  Yorum Yapın  

Nefes Farkındalığı Egzersizi IV- Sevginin Pratiği

(Bu yazıyı okumadan önce, “Diren! Gerçeğim”, “Nefes Farkındalığı I”, “Nefes Farkındalığı II” ve “Nefes Farkındalığı III” başlıklı üç yazıya da göz atmanızı öneririm)

 

Sıra nefes farkındalığı tekniğinin son dört egzersizine geldi. Önceki on iki nefes farkındalığı egzersizi her gün sürekli olarak yapabildiyseniz bu son dört egzersiz ile birlikte aşağıdaki kavramlara aşina olmanız daha kolay olacaktır.

Zihin nesneden ayrı tutulamaz. Zihin bilinçtir, Zihin duygulardır,  Zihin bağımlılıklarımızdır, Zihin nefretlerimizdir. Fizyolojik olarak bilinen nefes, sinir sistemi ve 5 duyumuz, psikolojik bilinenler hisler, düşünceler, bilinçaltı, fiziksel olarak bilinen dünya, su, otlar tabiat, ağaçlar, dağlar, nehirler hepsi zihnin nesneleridir. Hepsi de zihindir, hepsi dünyayı nasıl algıladığımızla ilgilidir.” Onları, nefesle bakıp anlayarak dönüştürebiliriz.

Saatinizi yirmi dakikaya kurun ve önce geçen haftalarda bahsedilen nefes farkındalığı egzersizleri yapın sonrasında ise bu haftaki dörtlü egzersize geçin.

- Nefes alıyorum, değişimin farkındayım ( ya da andaki değişimin farkındayım ya da değişimi izliyorum). Nefes veriyorum değişimin farkındayım (( ya da andaki değişimin farkındayım ya da değişimi izliyorum). – Hiçbir şey bizden ayrı değildir. Her şey zihin ise gördüklerimiz de bize aittir.

 

-Nefes alıyorum, arzularımın kayboluşunun izliyorum. Nefes veriyorum, arzularımın kayboluşunun izliyorum-  Bu egzersiz ile arzuların altında yatan gerçeğin fark edilmesi hedeflenmektedir.

 

- Nefes alıyorum bırakmayı ( Teslim olmayı)  gözlemliyorum. Nefes alıyorum bırakmayı (Teslim olmayı) gözlemliyorum. Bu egzersizi neşeye ulaşmayı hedefler.  Teslimiyet ile neşe ortaya çıkacaktır. Neşenin fark edilimesi, ” illüzyondan ( yanılsamalardan) kurtuluş” anlamına gelir.

 

- Nefes alıyorum bırakmaya izin verişimi gözlemliyorum. Nefes veriyorum bırakmaya izin verişimi gözlemliyorum.- Bu egzersiz, cahillikten, bilgisizlikten, açgözlülüğü bırakmak ile ilgilidir. Bu bırakmanın doğal donucu aydınlanmak olacaktır.

 

“Nefes Farkındalığı” sevginin pratiğidir. Her nefes ile birlikte bedeninizi fark ettiğinizde onunla ilgilenmiş olursunuz. Bedeninizle bir olduğunuzda onu fark etmeye başlarsınız. Bunu yapmakta kendinizi ne kadar geliştirirseniz bedeniniz de o kadar rahatlayacaktır. Bunu yaparken şefkatle yapmak önemlidir. Sabırsızca ya da görev olarak yapılmamalıdır. Keyif alarak güç harcamadan yapılmalıdır. Hatta beden farkındalığı yaparken bedeninize gülümseyebilirsiniz. Sonra bu pratiği bedeninizin diğer parçalarını da dahil edebilirsiniz.

-          “ Nefes alıyorum gözlerimi fark ediyorum. Nefes veriyorum gözlerimi fark ediyorum. Nefes alıyorum karaciğerimi fark ediyorum, nefes veriyorum karaciğerimi fark ediyorum gibi.

Bu biraz saçma gelebilir ama ilerleyen zamanlarda yaşam şeklinizi etkileyecektir. Anlayış ve şefkat dışarıdan alınacak ya da gurudan öğrenilecek şeyler değildir. Bunlar içimizden çıkaracağımız şeylerdir. Bunlar içeridedir. Kapı kapı dolaşıp anlayış ve şefkat satın alamazsınız ya da size sevgi verilmesini bekleyemezsiniz. İçinizdeki sevgi, şefkat ve anlayışı bulmalıyız.

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel.kavunoglu

www.nefestr.com

 

Kaynak: Budist hoca  “Thich Nhat Hanh ‘ın “ Kalbin Uyanışı “ isimli kitabı

 

 

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:08 pm  Yorum Yapın  

Nefes Farkındalığı Egzersizi III – Derinden Net Bir İzleme

 

(Bu yazıyı okumadan önce,

(Bu yazıyı okumadan önce, “Diren! Gerçeğim “  “ Nefes Farkındalığı I Nefesle Bir Olma, Teslimiyet” Nefes Farkındalığı Egzersizi II- Hisleri Tanımak

ile “başlıklı yazılara da göz atmanızı öneririm)

 

Bugün üçüncü dörtlü nefes farkındalığı egzersizine başlıyoruz. Önceki günlerde yaptığınız gibi 20 dakika boyunca tek başınıza kalabileceğiniz bir alan ve zaman dilimi belirleyin. İlk iki dörtlü nefes egzersizini yaptıktan sonra üçüncü dörtlü egzersize geçin;

 

- Nefes alıyorum zihnimin farkındayım, nefes veriyorum zihnimin farkındayım ya da nefes alıyorum zihnimin şu anki aktivitelerinin farkındayım, nefes veriyorum zihnimin şu anki aktivitelerinin farkındayım.

 

- Nefes alıyorum zihnimi mutlu hale getiriyorum, nefes veriyorum zihnimi mutlu hale getiriyorum – Zihin huzurda olduğunda, üzgün ve endişeli olduğu hale göre daha kolay odaklanacaktır. Bu yüzden de anda kalmaktan daha önemli bir şey yoktur.  Anda kaldığımızda sadece korku, endişelerimize değil içimizdeki iyi olana, şefkate, sükûnete, bağımsız olana da dokunuruz. Onların tohumları bilinçaltının derinlerinde gömülüdür. İhtiyacımız olan onlara dokunmak ve sulamaktır. Bu da ancak bilinçli nefes ile olabilir.

 

-Nefes alıyorum zihnime odaklanıyorum, nefes veriyorum zihnime odaklanıyorum -Bu egzersiz sizi derin odaklanmaya getirecektir. Zihin nefestir.  Hedef aydınlanma ise zihin de aydınlanma yolunun öznesidir.

 

- Nefes alıyorum zihnimi özgürleştiriyorum ( serbest bırakıyorum), nefes veriyorum zihnimi özgürleştiriyorum. ( serbest bırakıyorum)

 

Nefes farkındalığı egzersizleri çok basit gibi gözükse de ölçülemeyecek kadar etkilidirler.  Deneyiminizin durumuna göre daha derinlere inebilir ya da yüzeyde kalabilirsiniz. Buddha, yeni teoriler yaratarak aklımızı karıştırmayı hedeflememiştir. Buradaki meditasyonun ( nefes farkındalığının)  kilit noktası bedeni bedenin içindeyken, duyguları duyguların içindeyken, zihni zihnin içindeyken, zihnin nesnesini zihnin nesnesi içindeyken izlemektir. İzleme meditasyonunda, nesne, özne ile amaç birbirinden ayrı değildir: Bu yüzden de nefes farkındalığı çalışması yaparken kendinizi bedeninizden ayrı düşünemezsiniz. Beden ve zihin birdir. Konu ve özne aynıdır. Aralarında hiçbir fark yoktur. İzleme meditasyonunda amaç, bedeni hisler zihin ve çevreyi tek bir bütün olarak izleyebilmektir. Bu şekilde tüm bağımlılıklar daha anlaşılır hale gelir.  Yaşam var olan her şeydir. Var olan her şeye sımsıkı sarılmak, ret etmek, direnç göstermek bu aydınlanmış zihnin eksik olmasından kaynaklanmaktadır. Unutmayın bu teknikte başarılı olduğumuzda tüm nefret ve bağımlılıklarda ortadan kalkacaktır. Çünkü bu daha önce milyonlarca kez denenmiştir.

 

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel.kavunoglu

www.nefestr.com

 

Kaynak: Budist hoca  “Thich Nhat Hanh ‘ın “ Kalbin Uyanışı “ isimli kitabı

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:07 pm  Yorum Yapın  

Nefes Farkındalığı Egzersizi II- Hisleri Tanımak

(Bu yazıyı okumadan önce, bundaki önceki “Diren! Gerçeğim “ ile “ Nefes Farkındalığı I Nefesle Bir Olma, Teslimiyet” başlıklı yazılara da göz atmanızı öneririm)

 

İkinci nefes farkındalığı egzersizi çok önemlidir. Hisler, algılar, düşünce, hayaller gibi psikolojik olan her şeyin neler olduğunu belirlenir.  Hisler algılar, düşünce ve hayallerin hepsi gün içinde zihnin içinde akıp gider ve bu akışın, yükseliş ve düşüşlerini fark edebilme ikinci dört egzersizle kazanılır. Hisleri tanımaya başladığımızda bunların sağlığımız için faydalı olup olmadıklarını anlarız. Örneğin; bağımlılık, nefret, cahillik, gurur, kuşku, sağlıklı olmayan hislerdir. Acıya sebep olurlar.  Bu da huzur ve neşeyi iten bir şeydir. Örneğin, Gurur büyük bir engelleyicidir. Herkesten daha iyi olduğumuzu düşünürüz, bu da bizi “Gerçek’ten” uzaklaştırır. Duygular bize aittir. Onlar biziz. Bizden başka kim onlarla ilgilenebilir ki? Dostlarımız, hocalarımız bir aşamaya kadar bize yardımcı olabilirler.

Çoğu zaman bedenimiz, duygularımız zihinsel oluşumlarımız yani algılarımızla ilgilenmeyiz.  Ailemiz, arkadaşlarımız ve sosyal toplumdan uzak kalmamızın sebebi kendi içimizde verdiğimiz savaş yüzünden olabilir. Buddha, “Nefes Farkındalığını” eve geri dönmeye benzetir. Eve dönüp içerisini düzene sokmaya yani huzuru ve dengeyi bulmaya davet eder.  Ama biz ne yaparız?  Eve geri dönmekten çok korkarız. Çünkü içeridekilerle başa çıkabilecek araçlara sahip değiliz. Ancak düzenli yapılan nefes farkındalığı ile bunu başarmak mümkündür. Şimdi ilk dört egzersizde yapmış olduğunuz gibi saatinizin alarmını 20 dakikaya kurun. Nefesinizin nerede olduğunu fark etmeye dikkatinizi verin. ( Önce ilk dört egzersizi yapın sonraikinci dörtlüye geçebilir ya da direk ikinci dörtlüden başlayabilirsiniz. İki şekli de deneyin hangisi size uygun gelir ise onu uygulayın)

- Nefes alıyorum neşeyi deneyimliyorum. ( ya da hissediyorum olabilir) Nefes veriyorum, neşeyi deneyimliyorum ( ya da hissediyorum)- Bu egzersizle iyi, kötü ve doğan hislere dokunulur. Bilinçli nefes ve rahat bir bedenle neşe ve daha iyi duygular yükselecektir. Çünkü nefesimize yüzde yüz odaklandığımızda endişelerden uzaklaşırız.

- Nefes alıyorum mutluluğu deneyimliyorum, Nefes veriyorum mutluluğu deneyimliyorum. - Bu egzersiz ile neşe, huzur ve mutluluğa dönüşecektir.  Neşe pozitif psikolojik ve fizyolojik bir durumdur. Bedendeki kanın olması gerektiği gibi akmasına yardımcı olur. Neşeyi hissettiğimizde odaklanma kolaylaşır. Mutluluk, neşenin daha ötesidir. Neşede heyecan vardır. Heyecan olduğunda zihnimiz rahat değildir. Bu yüzden önce neşe ile odaklanmayı garantilenir, sonrasında ise mutluluğa erişilir.

- Nefes alıyorum şu anki hislerimin farkındayım. Nefes veriyorum, şu an ki hislerimin farkındayım. – Bu ve sonraki egzersizle zihin ve beden tarafından yaratılan tüm duygulara dikkatinizi verebilecek konuma gelirsiniz. Zihin, işlevini duygular ve algılarla yürütür. Bedenin nasıl işlediğini anladığımızda zihin ve duyguların da nasıl işlev gördüğü anlaşılır. Bedenimizde hissettiğimiz kötü hisleri kollarımızda tutmalıyız onları sarmalamalıyız.

-          Nefes alıyorum şu anki kötü hisseme dokunuyorum, nefes veriyorum şu anki kötü hisseme odaklanıyorum- Örneğin hiddet hissini deneyimliyorsak hiddet içinde hiddeti hissetme pratiğini yapmalıyız. “Nefes alıyorum hiddet içimde, nefes veriyorum hiddet içimde ya da nefes alıyorum ben hiddetim, nefes veriyorum ben hiddetim” Bu şekilde hiddet hissine iyi ve kötü olarak yargılamadan derinden bakmış oluruz. Her duygunun bir enerji alanı vardır. İyi hisler besler. Kötü hisler ise yıkar. Hiddet yıkan bir histir. Ancak farkındalıkla ona baktığımızda enerji alanı bizi besleyen bir enerjiye dönüşebilir.

-           Nefes alıyorum şu anki hislerimi rahatlatıyorum, Nefes Veriyorum, şu anki hislerimi rahatlatıyorum.

Bu çalışma; ne tür bir zihinsel oluşum oluşursa oluşsun bizim için faydalı olmayan zihinsel oluşumların birbirinden ayırt edilmesini sağlar. Zihinsel oluşumlar bizim sorumluluğumuzdadır. Ve onlar bilinçaltının derinlerinde gömülüdürler. Bize ait olanı araştırdıkça bizi engelleten, yolunuzu kesen, kızgınlık, umutsuzluk, şüphe, gurur ve diğer zihinsel durumlarımızla buluşur, yanlışı doğrudan ayırmayı, şiddetten uzaklaşma, cahilliğin, (bilgisizliğin) üstesinden gelme, öğrenme, anlama ve onları arındırmayı öğreniriz. Bunu öğrenmeyi kim istemez ki!

 

Her Daim Sevgi Işıkla

Sibel.kavunoglu

http://www.nefestr.com

Kaynak: Budist hoca  “Thich Nhat Hanh ‘ın “ Kalbin Uyanışı “ isimli kitabı

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:06 pm  Yorum Yapın  

Nefes Farkındalığı Egzersizi I- Nefesle Bir Olma, Teslimiyet

 

(Bu yazıyı okumadan önce bir önceki “Diren! Gerçeğim” başlıklı yazıya göz atmanızı öneririm)

Nefes farkındalığı tekniği iki ana öğeden oluşur.  Bunlardan biri sakinleşmek, diğeri ise derinliğine izlemektir. Sakinleşme aşamasında, zorlanabilir hatta dirençle karşılaşabilirsiniz. Uygulamaya devam ettikçe evrendeki diğer her şey gibi bu durum da değişecektir. Direnci kırmanın en iyi yolu bir önceki yazımda bahsetmiş olduğum gibi güçlü bir niyetin olmasıdır. Bu tekniği ilk uygulamaya başladığımda maalesef güçlü bir niyetim yoktu.  Uygulaması çok basit olduğu için etkili olabileceği konusunda şüphelerim vardı. Bu yüzden de sürekli uygulama konusunda tembellik yapıyordum. 2010 yılında bir gün, ne oldu bilmiyorum  “Nefes farkındalığı” tekniğini sürekli olarak uygulamaya başladım. “Nefes Farkındalığı” tekniği için kısaca şunları söyleyebilirim ki; “Yaşanılan acı, üzüntü ve korkuların kaynağı yanlış algılardır. Yanlış algıların kaynağına derin bir şekilde bakma becerisini ise tek başına yapacağınız “ Nefes Farkındalığı” tekniği kazandıracaktır. “ Şimdi gelelim “Nefes Farkındalığı” tekniğinin ilk dört egzersizine;

İlk 4 egzersiz nefesle bir olmayı, düşünceleri, hayal ve fikirlerin bırakılmasını yani teslim olmayı sağlayacaktır. Kendinize yirmi dakika boyunca sakin ve sessizce oturabileceğiniz bir yer belirleyin. Saatinizi 20 dakikaya ayarladıktan sonra burnunuzdan nefes alıp vermeye başlayın. Nefesinizin bedeninizde nerede olduğuna bakın. Nefesinizi bedeninizde fark etmeye başladığınızda şimdiki zamana adım atmış olursunuz. Bakın bakalım nefesiniz nerede? Karnınıza doğru mu hareket ediyor? Yoksa burnunuzun içine doğru giren serin havayı mı fark ediyorsunuz. Nefesinizin kısa mı, uzun mu? Sığ mı,  derin mi? Nefesinizin nasıl olduğunu fark ettikten sonra; içinizden

-           Nefes alırken; “Nefes Alıyorum”, Nefes verirken “ Nefes veriyorum” ya da Nefes alırken “Nefes aldığımı biliyorum” Nefes Verirken, Nefes verdiğimi biliyorum” diyerek nefes alıp vermeye devam edin.  Sonra ikinci egzersize geçin.

-          Nefes alırken;” uzun nefes alıyorum”, Nefes verirken “uzun nefes veriyorum” ya da Nefes alırken “kısa nefes alıyorum”, Nefes Verirken” kısa nefes veriyorum” ya da Nefes Alırken “hızlı nefes alıyorum”, Nefes verirken ” hızlı nefes veriyorum” diyerek (içinizden) nefesinizi takip edin.

Nefesiniz dışında farklı bir düşüncede olduğunuzu fark ettiğinizde başlangıçta yapmış olduğunuz gibi dikkatinizi nefesinizin kısa ya da uzun olup olmadığına verin.  Nefes alışınız kısa ise onu illa uzun yapmaya gerek yoktur. Bırakın kısa olsun. Sadece kısa ya da uzun olup olmadığını fark etmek önemlidir. Nefes fiziksel bir oluşumdur. Yüzde yüz nefese odaklandığınızda düşünceler de yok olacaktır. Düşünceler olmaksızın kendimizle baş başa kaldığımızda huzur, rahatlama da orada olacaktır. Hatta bu çalışmayı günlük aktivitelerinize de dahil edebilirsiniz. Örneğin, elinizde su dolu bir bardak var diyelim.

 “Nefes alıyorum ellerim bir bardak sıcak su taşıyor, Nefes veriyorum ellerim bir bardak sıcak su taşıyor”  ya da  “Nefes alıyorum, oturuyorum, Nefes veriyorum oturuyorum”

Bu uygulama başlangıçta size komik ya da saçma gelebilir. Zihin, bu egzersizi yapmanızı engelleyecek bir düşünceyi, fikri ortaya koyacak ve de tabii ki bedeniniz direnç gösterecektir. Bunun sebebi geçmişte geçirdiğiniz üzüntü ve travmaların, bedeninizde negatif enerji olarak var olmasıdır.  Ve bu enerji sizi farklı bir şey yapmaktan alıkoymak için elinden geleni yapacaktır. İlk iki egzersizi tamamladıktan sonra 3 ve 4.ncü egzersizi de aynı şekilde yapın.

-          Nefes alıyorum bedenimin farkındayım, Nefes veriyorum bedenimin farkındayım

-          Nefes alıyorum bedenimi rahatlıyorum, nefes veriyorum nefesimi rahatlatıyorum

Bu son iki egzersizle nefes farkındalığı ile birlikte beden farkındalığı da gelecektir.  Beden farkındalığı, bedenin rahatlaması ile başlar. Bedenin rahatlaması, zihnin rahatlaması anlamına gelir. Ve böylece zihin, beden birliği gerçekleşmiş olur. Nefesin, zihin ve bedeni nasıl etkilediğini fark etmek önemlidir. Zihin ve nefes pratik yaptıkça bir olurlar. Nefes farkındalığını günlük hayatımıza aldığımızda bizi sıkıntıya sokan, rahatsız eden düşünceler akıntısından kurtulmuş oluruz. Bu yüzden nefes farkındalığını günlük yaşantımıza alacağımız en güzel şeydir. Nefes almak; uyanmak, doğal olanı mutlak gerçeğe daha derin ve uzun bakma, görme halidir. Yürürken bile farkındalık çalışabilirsiniz. Adım atarken nefes alır diğer adımınızda ise nefesinizi verebilirsiniz. Bu şekilde zihniniz bedeniniz bir olmuş olur. Nasıl, bu ilk dört egzersizi bir hafta boyunca sürekli yapabilecek gibi misiniz?

Her Daim Sevgi ve Işıkla

 

sibel.kavunoglu

www.nefestr.com

 

Kaynak: Budist hoca  “Thich Nhat Hanh ‘ın “ Kalbin Uyanışı “ isimli kitabı

.

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:04 pm  Yorum Yapın  

Neden Acı Çekeriz?

 “Yaşamımızın yaratıcısı bizsek neden acı ve üzüntüyü deneyimliyoruz?”

Acı ve üzüntüyü deneyimlememizin en önemli sebeplerinden biri; “Şimdideyken sadece geçmişi referans almaktır”. Nedense değişimin sürekliliğini göz ardı edip geçmişte her ne oldu ise tekrarlanacağına inanıyoruz. Bu inancın sebebi, belki de geçmişin, şimdiye göre daha tanıdık olması. Geçmişi o kadar iyi biliyoruz ki neler olabileceğini tahmin etmek çok kolay.  Ve bu da bizim kendimizi güvende hissetmemize sebep oluyor. Ama yine de şimdinin sunduğu fırsatları, yabana atmamakta fayda var. Bir kere; şu an, geçmişe göre daha yeni, kesinlikle farklı ve içerisinde enerjisel olarak geçmişin derslerini barındırıyor. Tüm bunlar şimdinin geçmişe göre daha fazla umut vadeden olduğunu ispatlamaya yeterli.  Ama biz ne yapıyoruz?

Oyumuzu geçmişten yana kullanıyoruz. Ve böylece ne uzuyor ne de kısalıyoruz. Aslında geçmişi seçmek, umut vadeden şimdiyi seçmekten daha zor? Çünkü geçmişi seçtiğimizde gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek zorunda kalıyoruz. Bu da büyük bir enerji gerektiriyor.

 

Acı ve üzüntülerin diğer bir nedeni ise “Beklenti İçinde Olmaktır”.  Ailemizden, arkadaşlarımızdan, sokakta yürüyen insanlardan herkesten bir beklentimiz var. Sizce beklentiler bize nasıl hizmet ediyor? Çok basit; Korkularımızın üzerini kapatıyor.  Ancak korkuların üzerleri kapandığında öylece duramıyorlar, her an ortaya çıkmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Durum böyle olunca da keyif alanımızı korumak adına sürekli endişeleri bertaraf etme projelerini başlatıyoruz. Sadece olan değil, olma ihtimali olabilecek her şeyin üzerinde çalışmaya başlıyoruz. Sürekli endişe içinde olmak mı? Yoksa korkularımızla yüzleşmek mi daha iyi? Bu sorunun yanıtını size bırakıyorum.

 

Başka bir neden ise,” Karma”dır.  Kısaca geçmiş neyse şimdide yaşanan da o olacaktır.  Eğer avatar falan değilsek acı tohumu ektiysek ürünlerimizde acılı olacaktır. İyi şeyleri ne kadar çok keşfedersek karmadan kaynaklanan acılara dayanma gücümüz de o oranda kuvvetlenecektir.

 

Peki, acı ile ilgili yapılabilecek en doğru şey ne olabilir?

 

Mutluluk, huzur, şefkat, sevgi… Bunların hepsi doğduğumuzda beraberimizde getirdiğimiz enerjilerdir. Bu enerjilerden uzaklaşmaya başladığımızda ise ki bu özümüzden uzaklaştığımız anlamına gelir,” acı çekmeyi” başlarız. Acıdan kurtulabilmek için önce acı çektiğimizi kabul etmeli sonra da zihnimiz üzerine çalışmaya başlamalıyız. Acı çektiğimizi kabul etmediğimiz sürece, üzerinde çalışacak, çözüm üretilecek, kurtarılacak bir şey de olmayacaktır. Acının varlığını kabul edip, zihnimiz üzerinde çalışmaya başladıkça acının kaynağına ineriz. Kaynağa yaklaştıkça orijinal olanla “özümüzle” karşılarız. Özümüz doğduğumuz andaki halimiz, bolca mutluluk, huzur, sevgi, şefkatin olduğu anlardır.

 

Bir sonraki yazımda zihin üzerinde çalışma yapmanız için yeterli alt yapıyı oluşturacak bir teknikten bahsedeceğim.  Bu teknik Buddhanın öğretilerinden  “ Nefes Farkındalığı” tekniği. Denenmiş, tescillenmiş bir çalışma. Uygularsanız özünüze yani gerçeğinize adım adım yaklaşırsınız.

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel.kavunoglu

http://www.nefestr.com

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:03 pm  Yorum Yapın  

Diren! “Gerçeğim”

 

Ne olduğunu bilmediğimiz her şey bizi korkutur. Korktuğumuz her an, şimdiki zamandan uzaklaşırız. Hâlbuki gerçeğe ulaşmak için şimdiki zamanda kalmaya, olanı fark etmeye ihtiyacımız var. Peki, Gerçeğe ulaşmak neden bu kadar önemli? Çünkü ne kadar kötü de olsa gerçek olanda netlik var. Çünkü netlik var ise endişe olmaz, endişe olmayınca da mutluluk var olacaktır. Bende yaşamımın belli bir döneminde hiç kimseyi, hiçbir şeyi anlayamadığım yani gerçeğimi kaybettiğim bir anda “ Nefes” ve “Nefes Farkındalığı” yaşamıma girdi. Adım adım gerçeğin farkına vardım. Daha gideceğim bir sürü yol olsa da gerçeğe her yaklaştığımda bu teknikleri uygulama konusundaki isteğim daha da arttı. Artık çok iyi biliyorum ki “Aşağısı Nasılsa Yukarısı da öyle”  Geçmişte bu konudaki gerçeğim ne miydi?  “ Onlar böyle, ama ben böyleyim”,  “ O hatalı, doğrusu benimki olmalı”, şeklindeki mekanizmalarla çevremle kendimi ikiye bölüyordum. Sonra da “neden bu karmaşanın içindeyim” deyip duruyordum. Artık bu tür durumlarda yapılacak en doğru şeyin, kendime baş başa kalarak, gerçeğe adım adım ulaşmak olduğunu biliyorum. Ve bu Diren! “Gerçeğim” direnişine ömür boyu devam etmeye ve gerçeği daha da çok bulmaya kararlıyım.  Sizde bu direnişe katılmak isterseniz bu ve bundan sonraki 4 yazımda bahsedeceğim “Nefes Farkındalığı” tekniğini yaşamınıza alın.

Nefes farkındalığı” tekniği çok basittir.  Buddha tarafından bulunan bu “Nefes Farkındalığı” tekniği on altı ayrı egzersizden oluşur. İlk 4 egzersizle, düşünce, hayal ve fikirlerin bırakılması, nefesle bir olma, ikinci dört egzersizle duygular, algılar, düşünce ve hayaller gibi psikolojik olanı fark etme, üçüncü dört egzersizle sadece kötü hisler değil, şefkat, inanç, iyi niyet, anlayışı tolerans ve sükûnete dokunma, dördüncü dört egzersizle net bir izleme hali kazanılır. Bu şekilde zihnimizi körleştirenlerin neler olduğu bilinecek ve zihnin huzurlu ve bağımsız halinin lafta kalan bir şey olmadığı açığa çıkacaktır. Zihin sakin, huzurda olduğunda konsantrasyon da kolaylaşacaktır.

Nefes Farkındalığı” tekniğini uygulamak için ihtiyacınız olan ilk şey güçlü bir niyettir. Yani bu tekniğin size sağlayacakları konusunda ikna olmalısınız. Güçlü bir niyetiniz olmaz ise uygulamada süreklilik konusunda başarılı olmayabilirsiniz.

İkinci önemli konu ise, 20 dakika boyunca sessiz, sakin ve tek başınıza olabileceğiniz bir yere sahip olmaktır. Uygulama sırasında sandalyeye, koltuğa ya da yere oturabilirsiniz. İdeal olan oturma şekli lotus pozisyonudur. Ama başlangıç için sırtınızın dik olacağı başka bir pozisyonu da seçebilirsiniz. İsterseniz sırtınızı bir yastıkla da destekleyebilirsiniz. Ama bedeninizin uykuya dalacak kadar rahat olmaması önemlidir. Sırtın dik olmasının sebebi enerjinin bedende daha kolay yol alabilmesi içindir. Bir sonraki yazımda on altı egzersizin ilk dördünden bahsedeceğim. Böylece bir aylık bir zaman içinde “Nefes Farkındalığı” tekniğinin tamamı hakkında bilgi sahibi olabileceksiniz.

Bence “ Diren! Gerçeğim” direnişine kulak verin ve “Nefes Farkındalığı” çalışmasına başlayın. “Olabilir” diyorsanız bir sonraki yazıya kadar kendinize güçlü bir niyet bulun.

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel.kavunoglu

www.nefestr.com

 

Kaynak: Budist hoca  “Thich Nhat Hanh ‘ın “ Kalbin Uyanışı “ isimli kitabı

 

 

Bir önceki yazımda bahsetmiş olduğum gibi bu ve bundan sonraki 4 yazımda Buddha’nın “Nefes Farkındalığı” tekniğinden bahsedeceğim.  Bu teknik sizi adım adım gerçeğe ulaştırabilir. Peki, gerçekten nasıl uzaklaştık?  Bu uzaklaşamaya sebep olan şeylerin başında korkularımız gelir.

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:02 pm  Yorum Yapın  

Bakış Açım Değişti Şimdi Ne olacak?

Yaşadığınız her travmada inanç sisteminiz yeniden yapılanır. Ve bu yapılanma gerçekten eşsiz ve büyülüdür. Öyle ki niteliği negatif olan travma, size hizmet etmeye başlar. Örneğin anne ya da babanıza olan kızgınlığınız sizi daha başarılı yapmış olabilir. Ya da geçmişte başınıza gelen taciz olayı sizi daha güçlü yapmış olabilir. Gerçek, ortaya çıkmaya çalışsa da nedendir bilinmez her defasında travmanın yarattığı yanılsamayı seçeriz. Yanılsamadayken imkânsızı imkânlı hale getirdiğiniz zamanlar olur. Ve tabii bunun için de muhteşem bir enerji harcarız. Durum böyle olunca, yaşamınızdaki bazı alanlar kısıtlı kalır. Örneğin işinize o kadar çok odaklanırsınız ki ya ilişkiye girecek zaman bulamaz ya da hem işi hem de ilişkiyi bir arada sürdüremeyeceğinize inanırsınız. Günün birinde bu yanılsamayı fark ettiğinizde yani bakış açınız değiştiğinde yani başarılı olabilmek için anne ve babanıza kızgın olmanıza gerek olmadığına karar verdiğinizde “Şimdi ne olacak, Bundan sonra yaşamım nasıl olacak? Şimdi Ne yapmalıyım? Sorularını sormaya başlarsınız. Peki, bu soruları neden sorarsınız?

Şöyle ki; yıllardır ayakta tutmaya çalıştığınız, gerçekte var olmayan işletme bir anda yok olmuştur. Var olma amaçları tamamen yok olduğundan işletmede var olan insanlar da yok olup giderler. Böyle bir durumda kendinizi “işsiz, güçsüz, yalnız” hissedersiniz. İşte bu yüzden de“ şimdi ne olacak?” sorusunu sorarsınız. Aslında yaşamınızdan çıkan bir şey yoktur. Yanılsama gider yerine gerçek gelir. Bu mekanizmanın farkındaysak ne ala. Farkında değilsek zaten hiçbir zaman var olmamış bir işletmeyi yeni bir yanılsama ile tekrardan var etmeye çalışırız. Ancak işletmeyi var edecek inanç yok olduğundan başarılı olmak mümkün olmayacaktır. Böyle durumlarda yapılacak tek şey sadece‘ durmak ve izlemek” olacaktır.” Durmak ve izlemek” de kalırsak eskinin yerine gelecek olanı fark etmek kolaylaşacaktır.  Yeni gelen bize huzur veren, daha mutlu yapan olacaktır. Endişe, öfke, kızgınlık, pişmanlık, hayal kırıklılıkları da ortadan kalkacaktır.  “Durmak, izlemek” bir meziyettir ve sonradan kazanılabilir. Bu meziyete sizi götürecek en doğru uygulama nefes farkındalığıdır.

Eklemek istediğim son bir şey daha var. Travmaların yapılandırdığı inanç sistemi eninde sonunda yıkılmaya mahkûmdur. Sizi yaşamda daha güçlü ya da başarılı yapmış olsalar da bu tarz güç ve başarının altında korku vardır. Gerçek güç ve başarı altında sevgiyi barındırandır. Bence bir an evvel inançlarınızın yani bakış açılarınızın arkasındakini keşfetmeye bakın!

 

Her Daim Sevgi ve ışıkla

Sibel.kavunoglu@gmail.com

www.nefestr.com

 

Yaşadığınız her travmada inanç sisteminiz yeniden yapılanır. Ve bu yapılanma gerçekten eşsiz ve büyülüdür. Öyle ki niteliği negatif olan travma, size hizmet etmeye başlar. Örneğin anne ya da babanıza olan kızgınlığınız sizi daha başarılı yapmış olabilir. Ya da geçmişte başınıza gelen taciz olayı sizi daha güçlü yapmış olabilir. Gerçek, ortaya çıkmaya çalışsa da nedendir bilinmez her defasında travmanın yarattığı yanılsamayı seçeriz. Yanılsamadayken imkânsızı imkânlı hale getirdiğiniz zamanlar olur. Ve tabii bunun için de muhteşem bir enerji harcarız. Durum böyle olunca, yaşamınızdaki bazı alanlar kısıtlı kalır. Örneğin işinize o kadar çok odaklanırsınız ki ya ilişkiye girecek zaman bulamaz ya da hem işi hem de ilişkiyi bir arada sürdüremeyeceğinize inanırsınız. Günün birinde bu yanılsamayı fark ettiğinizde yani bakış açınız değiştiğinde yani başarılı olabilmek için anne ve babanıza kızgın olmanıza gerek olmadığına karar verdiğinizde “Şimdi ne olacak, Bundan sonra yaşamım nasıl olacak? Şimdi Ne yapmalıyım? Sorularını sormaya başlarsınız. Peki, bu soruları neden sorarsınız?

Şöyle ki; yıllardır ayakta tutmaya çalıştığınız, gerçekte var olmayan işletme bir anda yok olmuştur. Var olma amaçları tamamen yok olduğundan işletmede var olan insanlar da yok olup giderler. Böyle bir durumda kendinizi “işsiz, güçsüz, yalnız” hissedersiniz. İşte bu yüzden de“ şimdi ne olacak?” sorusunu sorarsınız. Aslında yaşamınızdan çıkan bir şey yoktur. Yanılsama gider yerine gerçek gelir. Bu mekanizmanın farkındaysak ne ala. Farkında değilsek zaten hiçbir zaman var olmamış bir işletmeyi yeni bir yanılsama ile tekrardan var etmeye çalışırız. Ancak işletmeyi var edecek inanç yok olduğundan başarılı olmak mümkün olmayacaktır. Böyle durumlarda yapılacak tek şey sadece‘ durmak ve izlemek” olacaktır.” Durmak ve izlemek” de kalırsak eskinin yerine gelecek olanı fark etmek kolaylaşacaktır.  Yeni gelen bize huzur veren, daha mutlu yapan olacaktır. Endişe, öfke, kızgınlık, pişmanlık, hayal kırıklılıkları da ortadan kalkacaktır.  “Durmak, izlemek” bir meziyettir ve sonradan kazanılabilir. Bu meziyete sizi götürecek en doğru uygulama nefes farkındalığıdır.

Eklemek istediğim son bir şey daha var. Travmaların yapılandırdığı inanç sistemi eninde sonunda yıkılmaya mahkûmdur. Sizi yaşamda daha güçlü ya da başarılı yapmış olsalar da bu tarz güç ve başarının altında korku vardır. Gerçek güç ve başarı altında sevgiyi barındırandır. Bence bir an evvel inançlarınızın yani bakış açılarınızın arkasındakini keşfetmeye bakın!

 

Her Daim Sevgi ve ışıkla

Sibel.kavunoglu

www.nefestr.com

 

Published in: on Aralık 27, 2013 at 5:01 pm  Yorum Yapın  
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.