Mutlu Yıllar

Merhaba

Merkür geri gitti, Jüpiter; Satürn ile karşı karşıya geldi, Pluto yükseldi, güneş tutuldu, ay tutuldu derken 2010 yılının son gününe geldik…
2010 yılı benim için; kendimle en fazla baş başa kaldığım bir yıl oldu. Zaman zaman acı verici, zaman zaman şaşırtıcı, zaman zaman ise tatmin edici bir çok deneyim yaşadım. Ders almanın, öğrenmenin farklı bir boyutunu keşfettim ki bu boyut gerçekten sıra dışıydı.
Ne kadar cool gözüksem de original, esrarengiz ve beni şaşırtan şeyler hep ilgimi çekmiştir. Ve işte ben bilincim bu durumu kendi yararına kullanarak 2010 yılında tam da atar damarımdan giriş yaptı…..
2010 yılında Neler mi? Öğrendim ( Farkına varmak demek daha iyi olacak galiba . Aslında farkındalığımıza gelen şeyi biliyoruz; ama gerçeğin farkında mıyız? İşte bu kocaman bir soru işareti ? Öğrendiklerimin özeti aşağıda ..…..Keyifle okuyun…….

1- Sorduğum soruların yanıtının sadece ve sadece ben de olduğunu anladım. Bir kişi bana bir soru sorduğunda; serde yardım etmek var ya saf saf!!!! kuş gibi ötmeye, sazan gibi konu üzerinde derinleşmeye başlıyordum. Anladım ki soruyu soran kişinin, alacağı yanıt ile ilgili her zaman bir fikri vardı. Ve bu fikir doğrultusunda anlatılanlar yorumlanıyor, verilen yanıtlar ya onaylanıyor ya da krite ediliyordu ki benzer şeyi bir çok kez ben de insanlara yapmıştım. Şöyle ki;

Bir an durun ve düşünün, farkındalığınızda olmayan bir konu hakkında soru üretmek mümkün olabilir mi ???? Şimdi diyeceksiniz ki ne yani öğrenmek için dahi soru soramayacak mıyız ?

Lütfen kendinize karşı dürüst olun ve bundan sonra soracağınız sorunun yanıtını bilip bilmediğinizi veya en azından herhangi bir fikriniz olup olmadığını check edin. Check ettiğinizde ise; sorduğunuz sorunun; kendi düşünceleriniz ile karşınızdakinin düşünceleri arasındaki farkı bulmaya yönelik sorular olduğunu, aslında kendi içinizdeki yanıtı doğrulamak için bu soruları soruyor olduğunuzun farkına varın (Unutmayın kendinize dürüst olmanızı iştemiştim) ve hayatınızdaki bu manupilasyona bir son verin. Size gelen yanıt gerçekten içinizdeki ile uyumlu değil ise içinizdeki yanıta uygun olan yanıtı bulmak adına çevre gezileri yapıp taraftar toplayarak sürekli insanları yargılamaya başlamayın.

2- İlgimi en çok çeken ruhsal çalışma projeksiyon, aynalama konusuydu. Kavramsal olarak bu durumu çok iyi anlıyordum. The work gibi bir çok güçlü aynalama metodlarını da kullanarak kendi yansımalarımı fark etmiştim. Yine de bazı konuları tam olarak kavrayamıyordum. Kavrayamamın sebebi, kalbimin tam olarak açılmasına izin vermiyor olmamdı. Kalbimin tam olarak açılması dünyadaki herkesi sevmeye başlamaktan değil, karanlık taraflarımı görmezden gelme bağımlılığımdan kurtulmakla mümkün olabilecekti. Bu kurtuluş, 2010 yılının son döneminde 2 aylık yolculuğum sırasında gerçekleşti. Aslında geçmişte bu konuyu o kadar çok kurcalamıştım ki; ruhum artık zamanımın geldiğini düşünmüş olabilirdi. Yolculuğum sırasında katıldığım çalışmalar sonrasında; hiçbir zaman bende olmadığını düşündüğüm aç gözlülük, bencillik, insanlara zarar verebilen gurur, sürekli mutlu frekansta tutma tutkusu, manipule etme isteği o kadar doğal bir şekilde bana göründü ki onları kabul etmekten başka çarem kalmamıştı. Bu konuyu Tibetli Hocam Geshe Thubten Sherb’ e açıkladığımda gözlerimden akan yaşları tutamıyordum. Tibetli Lamaların yanında öyle sulu gözle drama yapmak kolay değildir neyse ki ben bunu başardım, Geshe Thubten ‘nin herhangi bir acıma ve şevkat duygusu olmadan son derece nötr bir şekilde “ bunların görünür hale gelmesinden faydalan, dharma çalışmalarında kullan” diyerek egomu ters yüz edişini unutamayacağım. Sonrasında karanlık taraflarım birer birer görünmeye başlayınca bir müddet zırıl zırıl ağlamaya devam ettim ve nihaiyetinde; “ hımm demek ki bu deneyim benim şu karakterimi gösteriyor anlaşıldı “ deyip benzer durumlarda neler yapabilirim konusunda seçimler yapmaya başladım. Bu farkındalığımın en güzel hediyesi, diğer insanlar tarafından da fark diliyor olması idi.

3- Yıllarca geçmişi çözümleme konusunda bir çok çalışma yaptıktan sonra geçmişle uğraşmak yerine!!!! şu an daki deneyimlerime karşı verdiğim tepkiye odaklanmanın daha doğru olacağını fark ettim. Ruhsal çalışmalara başladığımda kızgınlığımı nasıl bertaraf edebilirim, sabrı ve toleransı nasıl öğrenebilirim üzerine bir çok çalışma yapmış ve bir çok kitap okumuştum. Hatta kendime meşhur “ Edep Yahu” kolyesi dahi edinmiştim. Ta ki Sevgili Ebru Hocam Hikmet Barutçugil’in “Sabır “ kelimesini farklı bir bakış açısıyla açıklayana kadar. Sevgili hocam sabrı şöyle tanımlıyordu. “Sabır; Başımıza gelenlere verdiğimiz ilk tepkidir.” Halbuki sabrı; arzu ettiklerimin olması için sebat ederek beklemek olarak yorumlayarak ; 5 harften oluşan bu büyülü kelimeyi bayağı hafife almıştım. Artık biliyorum ki geçmişteki hangi algım bana parazit oluyor diye düşünmek yerine şu an da hangi mutlu ve sevgi hissini yaratacak seçimlere yönelebilirim’e kafa yormak, daha bilgece. Hatta o anki deneyiminizde rol alan geçmiş algı ve düşünceleri fark ederek geçmişten özgürleşmeniz dahi mümkün.

4- Yardım istemek her zaman bana zor gelmişti. “ Yardım almak” mı ? olmaz karizma çizilir, en iyisi yapabildiğin kadarıyla yetinir, gerekiyor ise kendimi harap edebilirdim. 2008 yılında Hollandalı dostum Sevgili Wilna, birlikte yaptığımız bir nefes seansında niyetini “Vulnerability” olarak belirlemişti. Ben de hemen “ Nasıl yani ? “ Vulnerability”’nin türkçe anlamını yanlış biliyorum galiba diye düşünmüştüm. ( Vulnerability’nin bilmeyenler için incinebilirlik, kırılganlık demektir.) O zamanki bilincim, kırılgan olmayı, yardım talep etmeyi zayıflık olarak algılıyordu. Hayatım boyunca güçlü gözükmeyi !!! o kadar çok benimsemiştim ki “ Vulnerability”’nin anlamını tam kavramadan Wilna’yı yargılamıştım. Wilna her zamanki gibi sakince; “Vulnerability” yi kabul etmenin kendine ve evrene olan güveni gösterdiğini anlatmıştı. O zaman “ hı”,” hı” desem de “Vulnerability” nin anlamını tam kavrayamamıştım. Wilna her zaman olduğu gibi ruhumu okuduğundan şevkatle gülümseyerek günün birinde ne demek istediğimi anlayacaksın demişti. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bildiğimden “ Vulnerability “ yi çalışma konularım arasına dahil etmiştim. Kısmet 2010 yılınaymış. Yaşamımda sürekli çevremdekileri izler, onları koşulsuz sevmeye çalışır ve sürekli güçlü rolü oynardım. En çok yardım ettiğim kişiler en çok sevdiğim kişilerdi. Ve onların arzuları doğrultusunda aksiyon almayı görev bilirdim. Beni sevmeleri için elimden gelen her şeyi yapardım eğer beni çok severler ise bana yardım edecekleri sonucunu çıkarmıştım. Yardım etmek istediklerinde ise red ediyordum anlayacağınız iki ucu b…klu değnek olayı yaşıyordum. Sürekli onlara yardım etmeye devam ettikçe onlara ne kadar güçsüz olduklarını ima ediyor hatta bu yüzden bazılarını da kaybediyordum. Ya bu bilincimi değiştirecek ya da diğer farkındalıklarımı çöpe atacaktım. Bu yüzden de kendimi ne kadar çok sever ve saygı duyarsam gerçekten yardıma ihtiyacım olup olmadığını daha net anlayabileceğimi fark ettim ki bu farkındalık benim tarzım bir kişi için mucizevi bir deneyimdi.

5- İyi insan olmanın kolay olmadığını öğrendim. İyi olma kavramının, şu an bildiğimden çok daha derin bir hal olduğunu fark ettim ki bu konuyu sadece bu cümlede bırakıyorum.

Tüm bunların yanında; arınma için meditasyon, nefes gibi farkındalık çalışmaları yapmanın yeterli olmadığını bedenimi dünyada kaldığım sürece kutsal bir nesne olarak görüp ona iyi bakmam gerektiğini, yaratıcının içimde var olduğunu bilmenin yetmeyeceğini öncelikle bu durumu kabul etmem gerektiğini , hayatımda her ne oluyor ise sorumluluğun bana ait olduğunu, “Sukut altındır” ve “Ne ekersen onu biçersin” deyimlerinin ne kadar bilge cümleler olduğunu anladım.

Darısı 2011 yılının başına… 2011 yılında içimde ne var değil de; başıma gelenlere içimin verdiği tepkiyi arındırmaya ve daha çok mutlu ve özgür olmaya niyetliyim…..

Sevgiler, Mutlu Yıllar

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:51 pm  Mutlu Yıllar için yorumlar kapalı  

ÇEVRENİZDEKİ HER ŞEY SİZİ SİZE ANLATIYOR

Evet çevrenizdeki her şey sizi size anlatıyor. Seçimleriniz, bakış açınız,  etrafınızda insanların seçimi, okuduğunuz kitaplar , haberlerde dikkatinizi çeken konular, seçtiğiniz filmler, diziler , seçtiğiniz sporlar, yemekler, hemen hemen hepsi…..

 Hadi canım ne diyorsun demeyin, Deneyin. Ne demek istediğimi kendi yemek seçimlerimden bir kaç örnek vererek anlatmak istiyorum

 Kendimi tanıma yolunda ilerlerken yemek seçimlerimin de buna paralel değiştiğini farkettim. Örneğin; eskiden sebze yeme alışkanlığım yoktu. Bu alışkanlığın yaşam tarzım ile bağlantısı enteresandı. Evde yeşil çicek yetiştiremezdim. Hemen solarlardı. Şimdi ise bir çok sebze çeşidi  hayatımta ve evdeki yeşil çiçeklerim hiç solmuyor. Hatta bu çiçek açmaz dedikleri bitkinin çicekleri açıyor.

 Eskiden sadece bilinen yemekleri yer, değişik yemekleri yemeyi denemezdim.

Yeni yemek çeşitlerini denemek söz konusu olduğunda ağzımdan kocaman bir “ HAYIR”  çıkardı. Örneğin hint yemekleri, bana çok ağır kokulu gelir  yanında bile duramazdım. Şimdi ise tam tersi, değişik  yemek türlerini tatmak benim için ayrı bir zevk oldu. Yeni şeyleri denemenin, yeni insanlarla tanışmanın tadını çıkarıyorum. Kontrolü, öfkemi, kızgınlığımı dönüştürdükçe; yeniyi, daha önce hayatımda olmayanı denemek daha kolay ve eğlenceli oldu.

 Baharatlarla olan ilişkim ise başka bir hikaye… Sadece kekik, nane, tuz, biber hayatımda iken şimdi, hayatımda tüm baharatlar var.  Çünkü kendimi farklı duyguları hissetmeye açtım. Bu yeni hislerin tatları da fena değil, hatta çok neşeli ve supriz dolu….

 Son örneğim; Lavanta . Esiden lavantadan nefret ederdim. Lavantanın olduğu yerlerde durmaya bile dayanamazdım. Sanki eskimiş, toz kokusu gelirdi burnuma.  Halbuki lavanta; benim hissettiğimden farklı olarak huzur ve sakinlik verir ve kadın enerjisini temsil eder.  Şimdi ise lavantanın bir numaralı hayranlarındanım. Artık huzurlu bir yaşamım var. Barışı içimde hissedebiliyorum ve evimin her tarafını lavanta yağı ve lavanta kremleri istila etmiş durumda. Bu da gerçekten de huzuru seçtiğimi ve kadınlığıımı hissedebildiğimi gösteriyor.

 Bütün bu bilgilerden sonra  kendi yaşamınızı sondajlama oyununu oynamaya ne dersiniz ?  Bilmece çözmeyi seviyorsanız bu oyun tam size göre, hem de bir sürü ipucu hazır nazır hemen yakınınızda yani  kendinizde.  Bilmeceyi çözdükçe hem kendinizi hem de  çevrenizde yarattığınız dünyayı daha iyi tanımaya başlayacaksınız. Her şey daha kabul edilebilir hale gelecek. Bunun içinde öncelikle hayatınızı gözden geçirin; yukarıda yazdıklarıma benzer deneyimlerinin olup olmadığını şöyle bir listeleyin.  Tıpkı bilmece çözer gibi , bakalım nelerin farkına varıyor olacaksın. 

 Çevrenize bakın, Tesbitlerinizi yapın ve hepsini bir kağıda yazın ve ;

      Bu seçimim ve/veya alışkanlığımın ;

–          Bu seçim ve/vey alışkanlık nasıl bir şey? Neleri anımsatıyor? Neleri temsil ediyor?

–          Bana kendimle ilgili ne anlatıyor?  Neyi anımsatıyor?

–          Hayatımdaki nelerle bağlantısı olabilir ?

 Bağlantıyı tesbit ettikten sonra ;

 –          Bu bilgi ile ne yapmak istiyorum. Hayatımda halen tutmak istiyor muyum? Yoksa vazgeçebilir miyim? 

–          Hayatımda tutarsam sonuçları ne olur?  Bu sonuçları hoşuma gider mi? Bu soruyu yanıtlarken olabilecekleri imgelemeniz çok iyi olur.  Daha iyi sonuca varır ve hatta daha çok eğlenirsiniz.

–          Hayatımdan çıkarttırsam sonuçları ne olur? Bu sonuçlar hoşuma gider mi?  Bu soruyu da yanıtlarken aynı şekilde muhtemel sonuçları imgelemeniz çok iyi olur. 

   Şu an yaptığınızdan başka bir şey yapmak her zaman insana iyi gelir. Kişinin bireysel farkındalığını arttırır. Hadi başlayın. İsterseniz sonuçları burada benimle paylaşın

Bekliyorum

Sevgiler

 Önemli:

Özellikle hayatınızda bir takım şeyler iyi gitmiyor ise  aradığınız ilişkiyi bulamadınız ise ;  Tüm bunların çözümü kendinizi tanımakta n ve sevmekten geçiyor. Kendinizi sevmezseniz karşınıza çıkanı da sevemez hayatınıza alamazsınız. Yoksa siz hala karşınıza çıkanın sizden farklı biri olduğuna mı inananlardansınız ?

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:47 pm  ÇEVRENİZDEKİ HER ŞEY SİZİ SİZE ANLATIYOR için yorumlar kapalı  

YARATIMLARIMIZ HAKKINDA

 Kullandığınız kelimeler yaşamınızı etkiler. Yeterli miktarda  söylendiğinde ise gerçek olur. Şu anda yaşadıklarınızın, sahip olduğunuz olumlu ya da olumsuz inanç ve duygularin ürünü olduğunu biliyor musunuz?

 Yaşamınızda farkında olarak kuvvetlendirdiginiz, en cok yöneldiğiniz olaylar ve deneyimler hayatınızı şekillendirmekte, kısıtladıklarınız ise yaşamınızda engel ve blokajlar olarak kendini gostermektedir. Bunun sebebi, bizi biz yapan inanç ve duygularimizin %88’inin bilincaltinda depolaniyor olması; sadece ve sadece %12’inin bilincimiz dahilinde olmasıdir. Yaşamınızda engel ve blokajlara sebep olan duygu ve inançlarınızı kısıtladığınızda, yaşamınızın her yanında bolluk enerjisini deneyimlersiniz.

 Daha basite indirgersek ağzınızdan çıkan her cümle, düşündüğünüz her şey hayatınınzın gündemini oluşturur. Örneğin “Maddi olarak karşılayamam” şeklinde bir cümle sarfettiğinizde “Karşılayamadığım için bolluğu almam mümkün değildir“ demek istiyorsunuzdur. Veya “Kilo Vermem lazım” dediğinizde ise “ Versem bile kilo almaya devam edeceğim” demek istiyorsunuzdur.

 Bu yüzden de arzu ve isteklerinizi gerçekleşmediğinde “İşte şu olmasaydı olmazdı” , “ Aslında onun suçu” gibi suçlamalarda bulunmanın bize faydası olmaz. Burada önemli olan yaratımın sorumluluğunu almaktır. Yani  “Maddi olarak Karşılayamam” cümlesini kullandığınızda yaşamınıza bolluğun girmeyeceğini baştan kabul edin.

 Düşüncelerinize ve ağzınızdan çıkanlara hakim olamıyorsanız niyetinizi pozitife çevirmek alternatif bir uygulama olabilir. Dışarıda her ne oluyor ise içinizde ve niyetinizde olan odur. Bu yazılanlar anlamlı gelmiyor ve mevcut düşünce ve algılarınızı aynı düzeyde tutmaya devam ediyorsanız şu anki güvenli alanızda kalmayı seçiyorsunuz demektir ki bu  tamamen sizin bileceğiniz bir şeydir. Deneyimleriniz her ne kadar arzulamadığınız şeyler olsa da ne olur ise olsun ne yapacağınızı sorunları nasıl çözümleyeceğinizi, nerelere başvuracağınızı ve nasıl bastıracağınızı çok iyi bildiğiniz için mevcut durumu korumak  size daha güvenli gelmektedir. Ancak sonraları küçük bir teknik sorun oluşur. Şu an yaşadıklarınızın ötesinde her hangi bir alternatifin olmadığını düşünürsünüz.

 Özel seans ve kişisel gelişim seminerlerime katılanlara öğrendikleri yöntemi hayatlarına almalarının öneminden bahsederim. Örneğin günde sadece 10 dakikalarını ayıracak nefes çalışmalarını yapmalarını tavsiye ediyorum. Bazıları yapar ve sonuçlarından faydalanır. Bazıları ise sadece bilir ama uygulamaz, olanı yaşamaya devam eder ya da farklı bir yöntemi denemeyi seçer. Kendisi yerine başka bir şeyin veya bir tekniğin olan her ne ise onu düzeltmesini bekler. O an için güvenli alanında kalır. Bu o kişi için o anda seçimi yapılacak en mükemmel seçimdir. Çünkü o anda o zamanda biraz daha öğrenmeye, deneyimlemeye ve seçimini hissetmeye ihtiyacı var demektir. 

 Hatırlanması gereken bir şey vardır ki kişi acı ve üzüntüde iken objektif olamaz. Kendisi için iyi olanı bulmaya çalışsa dahi acı ve üzüntüde iken taraf tutar. Objektif olamaz. Objektif olabildiğimiz tek an neşe ve çoşkuda olduğumuz anlardır. Neşe ve çoşkudayken ağzınızda olumsuz bir cümle dahi çıkmaz. Kendi gerçeğinize ulaşturmanız, sorunları çözmeniz kolaylaşır.

 Ben hep neşe ve çoşkudayken karar vermeyi seçerim. Siz de deneyin ;

 Sevgiler

 “ Ruhları harekete geçiren asıl duygu , “neşe”dir”

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:44 pm  YARATIMLARIMIZ HAKKINDA için yorumlar kapalı  

Theta Sifasi (Theta Healing) Nedir?

 

Su anda yasadiginiz hayatin sahip oldugunuz olumlu ya da olumsuz inanc ve duygularin ürünü oldugunu biliyor musunuz? Yasaminızda farkinda olarak kuvvetlendirdiginiz, en cok yöneldiginiz olaylar ve deneyimler hayatinizi sekillendirmekte, kisitladiklariniz ise yasaminizda engel ve blokajlar olarak kendini göstermektedir. Bunun sebebi, bizi biz yapan inanc ve duygularimizin %88’inin bilincaltinda depolaniyor olmasi; sadece ve sadece %12’inin bilincimiz dahilinde olmasidir. Yasaminizda engel ve blokajlara sebep olan duygu ve inanclarinizi kisitladiginizda, yasaminizin her yaninda bolluk enerjisini deneyimlersiniz. Theta Sifa Teknigi ile farkinda olmadiginiz, sizi sinirlayan inanc ve duygulari farkedebilir ve yasaminizda bilincli olarak bollugu yaratabilirsiniz.

 Thetha, derin ve güçlü meditasyon ve dualarla evrendeki yaşam enerjisini kullanarak; bilinçaltı ve bilincinizdeki kısıtlanmış inançları değiştirebileceğiniz, vücudunuz içinde neler olduğunu görebileceğiniz, fiziksel ve duygusal duygular nasıl performe ettiğini izleyebileceğiniz, her türlü öğretilerin yükleyebileceğiniz, hayatınızda arzuladığınız her ne var ise yaratabileceğiniz bir yöntemdir. İnanılmaz derece güçlü, öğrenmesi kolay, çok yönlü bir tekniktir. Thetha ismini thetha beyin dalgalarından alır. Thetha dalga boyu saniyede 4-7 Hzdir. Genelde gece uyurken beyindeki dalga boyu thetha dalga boyundadır. Ayrıca derin hipnoz durumu ile evrende birliğinin tecrübelendiği durum da thetha dalga boyudur. Bu dalga boyunda iken kolayca bilinçaltı ile bağlantıya geçebilir. Aynı zamanda evrendeki temel yaşam enerjisi ile bağlantıda olursunuz.

 ThethaŞifası ile inanç, duygu, düşünce ve hayatımıza aldığımız deneyimlerde ani değişiklikler yapabiliriz. Aynı zamanda yaratıcı, allah, evren, güç (her ne şekilde adlandırıyorsanız) aracılığıyla evrende var olan herhangi bir bilgi, öngörü ve yaratıcılığı kendinize yükleyebilir, fiziksel,duygusal ve ruhsal anlamda kendimizi iyileştirebiliriz. Yüklediğimiz yeni öğretiler ile geri dönülmeyecek şekilde inançlarımızı dönüştürmek mümkündür.

 Thetha Hali Nedir ?

 Beyin dalgalarının beş ayrı frekans dalgası vardır. Beta, alfa, Thetha, Delta ve Gamma. Bu beyin dalgaları devamlı hareket halindedirler; beyin tüm frekanslarda devamlı olarak dalga üretmektedir. Yaptığınız ve söylediğiniz her şey beyin dalgaları ile düzenlenmektedir. Bilim adamları özelikle Alfa ve Thetha aralığındaki bazı beyin frekanslarının şu özelliklerini keşfetmişlerdir :

 1-       Kaygı deneyimleyen bireylerde stresi uzun süreli ve önemli derecede azaltarak yatıştırır.

2-       Derin fiziksel rahatlamaya ve zihin berraklığına yardım eder.

3-       Sözel beceriyi ve sözel performans IQ’sunu arttırır.

4-       Beynin iki yarım küresini dengeler

5-       Canlı ve kendiliğinden gelen zihinsel söz sanatları hafızası ve yaratıcı imgeleme gücüne dayalı düşünmeyi harekete geçirir,  ağrıyı azaltır, coşku yaratır ve endorfin salgılanmasını harekete geçirir.

 Thetha zihin hali, farkındalığınızı tepe çakranızı vasıtasıyla yukarıya gönderip onu yaratan ile bağlantı haline geçirdiğiniz, bilinçaltınıza ve “Kaynak” a okuma yapma ve şifa çalışmaları gibi özel amaçlarla emir (komut, bildirge) verdiğinizde oluşan zihin halidir.

 Okumalarda tüm çakralar ve enerji merkezleri kullanılmasına rağmen, tepe çarka ThethaŞifası’nda en önemli olanıdır. Çünkü ThethaŞifası, Yaratan’ın gerçeğine geçiş kapısıdır.

 ThethaŞifası sıraında kişinin inanç sistemi 4 seviyede yeniden düzenlenir ve düzenlemeye ilişkin doğrulama kişinin bedeninden kinesioloji tekniği ile gerçekleştirilir. İnançların 4 seviyesi şöyledir;

 Çekirdek Seviye: Bunlar hayatta bize çocuktan itibaren öğretilenler ve bizim kabul ettiklerimizdir. Bu programlar kabul ettiklerimiz ve bizim bir parçamız olanlardır. Bu“ inançlar” beynin ön lobunda enerji olarak tutulurlar

Genetik Seviye: Programlar atalarımızdan beri taşınırlar veya bu hayatımızda genlerimize eklenirler. Bu inançlar morfojenetik alanda veya bir kişinin DNA’sı etrafında saklanırlar. Bu “alan” DNA’nın ne yapılması gerektiğini söyler.

Tarih Seviyesi: Bu seviye geçmiş hayatlardan gelen hatıralar veya derin genetik hafıza ile veya bugüne getirdiğimiz toplumsal bellek tecrübeleri ile ilgilidir. Bu hatıralar bir insanın aura alanında tutulurlar.

Ruh Seviyesi: Bu bir insanın “olduğu” tüm varlıktır. Bu programlar kişinin bütünlüğünün kalp çara seviyesinden başlayarak dışarı doğru çekilip çıkarılır. 

 Thetha ve Kuantum :  

Albert Einstein, Niels gibi bilim adamlarının bir mesai arkadaşı olan John Wheeler, Yaradılışın nasıl olacağını sorgulamıştır. Jonh Wheelerin’in teorisini test etmek için bilim adamları bir deney gerçekleştirirler. Işık iki paralel yarık arasından parlatıldı ve bir fotoğraf kağıdının şeridine çarptırıldı. Deney iki ayrı yoldan iki farklı sonuca ulaşarak yapıldı. İlk olarak, fizikçiler fotonu her yarıktan gererken tam yanında yer alan foton detektörleri ile gözlemleyebiliyorlardı. Her foton bir ya da diğer yarıktan geçerken gözlemlendi. Fotonlar, diğer bir deyişle parçacıklar olarak hareket ediyorlardı, fakat ikinci deneyde enteresan bir sonuç alındı. Bu sefer foton detektörleri kaldırılarak deney tamamen aynı tarzda yapıldı. Fotoğrafa duyarlı bir kağıt şöyle bir sonuç gösterdi, ışık bir parçacık gibi davranmak yerine, bir dalga gibi hareket ediyordu. Şimdi ışığın hem parçacıklı hem de dalgalı ikili bir doğası olduğu anlaşıldı. Fakat görünürdeki şu ki sadece gözlemleme şekli onun nasıl bir davranış çizeceğini etkiliyordu. “Gözleme tepki verme” durumu evrensel boyutta da çalışılıyordu. Bu deney dünyadan galaksi boyunca fırlatılan bir ışık kullanılarak yürütüldü. Sonuçlar aynıydı. Işık gözlemlenip gözlenmediğine bağlı olarak farklı şekilde tepki verdi. Bu gözlemlerimizin bizler doğmadan milyon veya milyarlarca yıl önce yaratılmış ışık parçacıklarını/dalgalarını etkilediği anlamına geliyordu. John Wheeler’in da demiş olduğu gibi ; “Düşünce geçmişi bile değiştiriyor“. Bilgi sadece bu dünyada öğrendiğimiz değil aynı zamanda da dünyayı yapan şeydir “

 İşte ThethaŞifa tekniğinde şifacı ile danışan ve de Yaratıcı güç arasındaki eterik patikanın kısa bir solucan deliği olduğu düşünülmektedir. Şifa yaratmak ve okuma yapmak için zaman ve diğer faktörlerin kısıtlaması olmadan boyutların üzerinden geçilebilmektedir. Ayrıca Yaratıcı Güce açık kalarak bu enerjinin bizler tarafından da kullanabileceğine inanılmaktadır. Kuantum mekaniğine göre, gözlemleme eyleminin sonuçlarını değiştirmektedir. ThethaŞifası gözlemleme eylemidir. Thetha tekniği de kuantum mekaniğidir ve imgeleme sanatı birlikte yaratmayı mümkün kılmaktadır. Bu yüzden ThethaŞifası’nın “sahit olma” işlemi çok önemlidir. Şifacı iyileştirmenin olduğuna şahit olduğunda, bu gerçekliğe de taşınır.

 ThethaŞifa Tekniği  ile artık size hizmet vermeyen inançlarınızı iptal imkanınız vardır. Önemli olan arzu isteklerinize ulaşmanızı engelleyen inançlarınız tespit ediyor olmanızdır. Çoğu insanda olabileceği düşünülen temel inanç listesi vardır. Seans sırasında önce bu inançların sizdeki varlığının kinesiyoloji ile tespit edilmekte, sonrasında ise ThethaŞifası ile inançların 4 inanç seviyesinden iptali ve/veya çözülmesine çalışılmaktadır.  Bundan sonra sizin sorumluluğunuz, yeni inançların hayatınızdaki açılımını fark etmeye odaklanmak oluyor.

 Sevgiler

 Kaynak: Vianna Stibal- Theta Healing

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:42 pm  Theta Sifasi (Theta Healing) Nedir? için yorumlar kapalı  

Nasıl nefes alıyorsak o şekilde yaşıyoruz

Evet, Nasıl nefes alıyorsak o şekilde yaşıyoruz. Tek bir nefesin hayatımızın üzerindeki gücünü görmek gerçekten enteresan ve kabul edilmesi zor gibi ama doğru. Nasıl nefes alıyorsak öyle karaktere sahibiz geçmiş ve şu anda yaptıklarımız nefes alış şeklimizde görüntülenebiliyor. İlginizi çekeceğini düşündüğüm için  Sevgili Judith’in “Breathe Deep Laugh Loudly” kitabında ülkelere göre insanların nefes alış şekillerinin değişebileceğinden bahsettiği bölümden birkaç alıntı yapmak istiyorum.

 İtalya’da insanların karın bölgelerinde bloke olmuş enerjiler bulunmaktadır. Nefes karın bölgelerine çok az veya hiç gitmemektedir.  Göbekli olmaları da buna bağlanabilir. Sert bir karnınız var ise hayatınızda olup biten tersliklerin sebebi bu bölgede biriken ifade olmamış, bloke olmuş negatif enerjilerdir.  Bu durum kişiyi sinirli yapabilir.

 İngilizlerin karına nefes alma alışkanlıkları vardır. Bu da onları ayakları yere basan, başarılı ve güçlü iradeli insanlar yapmıştır. Sadece karına giden nefes yani yaşam enerjisi sebebiyle kalp bölgelerinin bloke olmasına sebep olmuştur. Bu da onların sevgiye ve şefkate rahatça açılamadıklarını gösterir. Soğuk ırk denmesinin altında yatan sebep nefes alış şekilleri olmasın?

 Rusların grup bilinci gelişmiş ve nefese güvenmeleri ve teslim olmaları çok kolaydır. Güce teslim olmuş bir şekilde yaşamlarını sürdürürler. Rusların %90 unun nefesleri karın bölgelerine gitmez. Nefesleri karın bölgesine gitmeye başladığı anda güçlenmeye başlarlar

 Amerikalı kadınların nefesleri karınlarına gitmediği için güçlerinden ve iradelerinden özellikle vazgeçmiş durumdalar. Erkekler de aynı şekilde karından nefes almamaya çalışıyorlar. Göğüslerini şişirerek nefes alıyorlar bu da onları duygularından kopuk insanlar haline getirebiliyor.

Taiwan ve Asya ülkelerinde ise bayanlar üst solunum yollarına ve boğaza nefes gitmemektedir. Kendilerini tam ifade edemiyorlar. Nefes seansı sırasında çok fazla öksürük ve tükürük olarak dışarıya çıkabilir.

 Türkiye’deki durumu ise kendi deneyimlerime dayanarak anlatmak istiyorum. Türkiye’de durum biraz farklı. Tüm illerde yaşayan insanların nefeslerini tam deneyimlemedim ama büyük şehirlerde yaşayan erkekler karınlarına nefes almaktalar. Bu şekilde kalp krizi oranı da artmakta tabii. Sipirutiel illere gittiğinizde Konya gibi durum tam tersi oluyor. Tüm nefes göğüs bölümünde kalıyor, karın kısmına gitmiyor.

 Kadınlarda ise en çok ters nefes ve karına tam nefes almama durumunu gözlemliyorum. Ters nefes kişinin hissettiklerini tam tanımlayamama, bildiklerini de hissedememe durumu yaratır. Kişi, bir şey yapmak ister, yapar ama sonra yaptığı şeyin gerçekte onu çok mutlu etmediğini fark eder. Bildiğini sandığı konular ile ilgili gerçekte ne hissettiğini sorduğunuzda da tam bir yanıt alamazsınız. Kadınlarımızın çoğunun verici ve sevecen olması, onların karın nefesi almadıklarını göstermektedir. Özellikle iş hayatında ayakları yere basan, göğüs bölgesine nefes almayan kadınlar ise hayatlarına sevgiyi ve şefkati kabul etmekte zorlanmaktadırlar.

 Kısıtlanmış Duygu ve Travmalar Geri Dönülmez Bir Şekilde Nasıl Çözümlenir?

 Bir çok kişi, istemediği tecrübe ve duyguları yaşamaktan kaçınmak için nefesini kısıtlayarak duygularını bastırır.  Bastırılmış duygular bilinçaltında saklanır. Ve bu da büyük bir enerji gereksinimine yol açtığından vücutta sürekli gerilim oluşur. Bastırılmış bu duygular bilinçaltından davranışlarımıza direk etki yapar. Bu da kendi kendini sabote eden davranış biçimleri şeklinde kendini gösterir. Transformal Nefeste hücresel düzeyde düşük titreşimli bastırılmış duyguların daha yüksek bir frekansa dönüştürülmesi söz konusudur. Zihinsel olarak Transformal nefes, eski bant kayıtlarını, düşünce biçimlerini ve karmaşaları siler, daha derin huzur, yaratıcılık ve aydınlık düzeyleri yaratır. Manevi olarak ise bilinçaltının alt düzeyleri temizlenerek boşluk yaratılır ve böylelikle ruh ya da manevi boyut olan bilinçaltının daha üst seviyelerine ulaşılır. Maneviyatın fiziksel bedenle bütünleşmesi ile kişi, neşe, barış dolu bir yaşama başlar.

 

Transformal Nefes tekniği, insan bilincinin deneyimleyeceği her alanda transformasyonu yani dönüşümü sağlar.

Fiziksel olarak ; Transformal Nefes sınırlı nefes alışkanlıklarını açıp temizler

–       Daha iyi sağlık, detoksifikasyon kapasitesinin artışı

–       Daha çok enerji,  artan nefes

–       Daha çok denge, güç ve bağışıklık                                                                                           

 Duygusal ve zihinsel olarak- Transformal Nefes bilinçaltını temizler.

–       Stresi çözer ve rahat tepki vermenizi sağlar.

–       Hücresel hafızadaki geçmişe ait travmaları temizler.

–       Öfke, korku, tedirginlik, suçluluk ve üzüntü gibi bastırılmış duyguları temizler.

–        Ruhsal düzeyde-

 Transformal Nefes bizi bilincin daha yüksek seviyelerine bağlar:

–       Üst benliğimizle olan bağlantımızı açar.

–       Birlik hissinin oluşmasını getirir.

–       Transformal nefes daha çok sevgi, neşe ve “kendini iyi hissetme” sunar.

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:40 pm  Nasıl nefes alıyorsak o şekilde yaşıyoruz için yorumlar kapalı  

İŞ HAYATININ DAYANILMAZ SİPÜRİTUELLİĞİ

 

 Yaşanan krizler sonrasında, şirketleri zorlayacak konuların başında çalışanların işe bağlılığı arttırmak  gelecektir. Görev ve sorumluluklara yeni anlayışlar getirmek, kişilerin sahip oldukları işe yeni anlamlar kazandırmak önem kazanacaktır. Dünyada ve Türkiye’de en son trendler gösteriyor ki üst düzey yöneticiler, CEO’lar ruhlarını şirketin ruhu ile özdeştiriyorlar. Aslında bunu hep yapıyorlardı. Farkında olanlar ilerledi. Kendisi  kazandıkça, şirketini de kazandırdı.

 Hepimizin bildiği ve anketlerde kanıtlandığı üzere sadece maaş, hoş yan paketler, hoş güzel iş ortamı çalışanlara kafi gelmiyor. Kişi öncelikle yaptığı işten gurur duymak istiyor. Bu arzusunu göz ardı ettiğinde ise işe olan ilgisi kayboluyor. Çalışanlar, işte kendilerini tatmin olmamış ve boş hissettiklerinde depresyon hali oluşuyor. Depresyon halinde olan kişi; heyecan ve coşku hissedemez, işten atılmamayı sağlayacak minimum gereklilikleri yerine getirir. Verilen görevleri mümkünse ret eder. Sorumluluğundaki işleri zamanında teslim etmez. Müşteri memnuniyeti azalır v.s.  v.s. Bu durum sipirituel alemde “ AKIŞTA OLMAMAK…..” olarak adlandırılmaktadır. Akıştaysanız Filozof Wu Wei – Woo Way ‘nun söylediği“ action without action/“aksiyon almadan aksiyon alma” durumu iş başındadır. Wu Wei; Kişinin düşünce ve fikirlerin arkasındaki mantığı bulma kavramı yerine, yaşanan çelişkinin arkasındaki gerçeğe yönelme kavramını ortaya koymaktadır ve buna “emeksiz/çabasız aksiyon” (effortless action) demektedir.

 EMEKSİZ/ÇABASIZ AKSİYON’ nun sırrı nedir ?

 Durumlar uygun değil ise işler aksamaya başlar. Doğru zaman geldiğinde ise size verilen görevi rahatça yaparsınız. Hiç sorun çıkmaz. O anın doğal akışını uygun hareket ediyorsunuz demektir.  Şüphenin izi yoktur. Bir sorun var ve çözümlenmiyor ise mutlaka bir sebebi vardır. “Olmuyor ise üzerine git uğraş, tüm engelleri kaldır sonunda çözümlersin“ anlayışı işlemez. Gerçekte doğru zamanda, doğru yerde değilsinizdir.

 Sipiritualitenin anlamını arayışta bulabilirsiniz. Bu arayış kişiye göre değişir. Sipiritualitenin iş hayatına girmesi; dinsel koşulların ortaya çıkması şeklinde algılanmamalıdır. İş hayatında ruhsal bilinç yaratmanın en önemli faydalarından biri de evrenin etkilerini doğal akışı içinde hissetme yeteneğini size kazandırmasıdır. Ekonominin durumu ne olursa olsun insanın potansiyeli tükenmez. Sınırsızdır. “ Dünya” ortak bilincin yansımasıdır. Sorunlarımızın tek çözümü yine ortak bilincimizde yatar.

 Mahatma Gandhi “ Dünyayı değiştirmenin tek yolu önce kendinizi değiştirmekten geçer” demiştir. Bu bizzat benim de yaşamımda deneyimlediğim bir sözdür. İş ve özel hayatınızda barışı hissetmek istiyorsanız önce kendinizden başlamalısınız. Dünyayı değiştiremezsiniz. Dünyayı nasıl gördüğünüzü, dünya ile ilgili algınızı ve yorumunuzu değiştirebiliriz.

 Ruhunuz, fiziksel bedenimizi, zihnimizi, duygusal bilincimizi iyileştirmez. Hasta bedeni iyileştirmez, çünkü ruh bedeni hasta etmemiştir. Ruh zihni iyileştirir, aslında bedeni hasta eden zihindeki suçluluktur. Ruhtan, maddi dünyadan bir şey istemek, ego tuzağıdır. Bu zihnimiz ile yapabileceğimiz bir şeydir. Bu eylemi ruha mal etmek, yanlış bir algılamadır. Ruh, dünyada bir şey yapmaz, sadece zihnimizde ve zihnimiz aracılığı ile yapar.

 Sipiritualitesiz gerçek hayat, vizyonu olmayan bir dünya demektir. Sipiritualite ise vizyonun maddeye dönüşmesidir ki bu da gerçek hayatta gerçekleşir. Sipiritualite, gerçek hayattan boşanır ise hem gerçek hem de sipiritual hayat zarar görecektir.  Peki ,

 –    Gerçek yaşam ile sipirituel yaşamın birbirini küçümsemeden beraber çalışmasını nasıl sağlayabiliriz?

–    Konuya şüpheli yaklaşan insanları sipiritualitenin onlara neler verebileceğine dair fikirlere açık olmalarını nasıl sağlayabiliriz?

–    Erdemli kişilerin yüksek dağlardan aşağıya inip gerçek yaşamda ellerini kirletmelerini nasıl sağlayabiliriz?

–    Sipiritualiteye yöneldiklerinde diğer çalışanların saygılarını kaybedecekleri düşüncesini nasıl yok edebiliriz?

Tüm bu soruların yanıtını aşağıda yanıtlamaya çalışacağım.

Eski bir Budist hikayesine göre aydınlanmış bir kadına “Farklı olan Nedir?” şeklinde bir soru yöneltmişler.  Kadın bu soruyu şöyle yanıtlanmış. “Aydınlanmadan önce odun kırar, su taşırdım”, “Aydınlandıktan sonra odun kırıp su taşıyorum” İş hayatında da aynı durum söz konusudur. Sipiritüelliği iş hayatınızda denemeye başladığınızda ve sonrasında değişen bir şey olmayacaktır. Sipirituelliğimiz ve işimizdeki tek değişiklik bağlantılarımızda olur. Sipiritüelitellik iş hayatında hatalar yapmanızı önlemez. Sizi göz ardı ettiğiniz durumlara yönelmenize ve yapmaktan kaçındığınız, uzak durduğunuz şeyleri yapmanız konusunda sizi cesaretlendirir. Sizi bencil olmaktan kurtarıp, kendinizi sevmeye yönlendirir.

 Sipiritüel olabilmek için dağlara monkların yanına gidip sakin, güzel, sessiz bir ortamda meditasyon yapmak gerekir mi? Ruhsal olmak için normal hayattan uzaklaşmak mı gerekir? Gürültülü, karmaşa ve zorluklarda sipirituelliği bulamaz mıyız? Tüm bu soruların yanıtı kocaman bir “HAYIR” dır. Her şey olurken kendimizin farkında olup ve deneyimlerimize göre kendi değerlerimizi oluşturup barış, huzur ve mutluluk içinde yaşamamız mümkündür. Sipirituellik ile iş hayatının bağlantısını gösterecek bir tanım vermek istiyorum.  

 “ Sipirituelite, kendimizi ve çevremizin evren ile (tanrı,kaynak, güç, nasıl tanımlıyorsanız bu cümle içinde onu yerleştirin) bütünleşmek, evrenin ruhunun, bu dünyada bedenleşmesine aracı olmak için kullanılan bir öğretidir. “   

İşin tanımının sadece para kazanmak olduğunu düşünmüyorum. Hatta bazı işlerin çok doyurucu ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Örneğin ben 1987 yılında iş hayatıma başladım ve 2001 senesine kadar eğlendiğim, kendimi bulduğum yegane yer işimdi. Orada yaşadığımı hissediyordum. Çok mutluydum. İş, hobi listemin en başında geliyordu. İşim bir yana, her şey bir yana gibiydi. Yeni sorumluluklar almak, projelerde yer almak ve onları sonuçlandırmak benim için vazgeçilmez bir zevkti. Bu deneyimimden yola çıkarak işi şöyle tanımlayabiliriz;

 “ İş, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, evrenin sahip olduklarına daha da yakınlaşmak için kullandığımız bir araçtır. “

 Bu tanım; çalıştığınız iş, evde yaptığınız tamiratlar, temizlikler, ilgilendiğimiz çocuklarınız, akrabalarınız, arkadaşlarınızda sipirituelliğin izini bulabileceğimizi göstermektedir. Bir diğer anlatımla çöp toplayan işçiler, hemşireler, avukat, hakim, bankacı herkes daha iyi bir dünyada yaşamak ve sevgi, barış ve mutluluğun anlamına biraz daha yaklaşmak için çalışırlar. İşimiz bize ister iyi bir ödeme sağlasın, ister sağlamasın, ister oradayken çok mutlu olalım, ister stres içinde olalım, ister işimizden nefret ediyor olalım, bize sosyal statü sağlıyor olsun veya olmasın, tüm bu deneyimlerin kendisi sipirituelliktir.

 Sipirituelite ile işin tanımını birleştirerek, İşte Sipirituelliği tanımlayacak olursak; şöyle bir tanım ortaya çıkar;

 “ İşte sipirituellik,  evren ile bütünleşmek, tanrının ruhuna bu dünyada bedenleşmesi için aracı olmak ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, tanrının sahip olduklarına daha da yakınlaşmak için kullandığımız bir öğretidir.  “

 İşte sipirituelliği sağlamak için, iş hayatında uygulanabilecek alıştırmalar geliştirilmelidir. Bu alıştırmalar, iş hayatının anlamını keşfetmemizi, sorumluluklarımızda dengeye, diğerleri ile iyi ilişkilerde bulunmamızı, doğru ve yanlışı ayırt etmemizi, değişiklikleri kabul etmemizi sağlayacak türden olmalıdır. İşte o zaman iş hayatında sipirituelliği kullanıyoruz diyebiliriz..

 İş hayatında var olan sipiritueliteyi göstererek 5 sorunun üzerinden gitmek istiyorum. Bu soruların yanıtları herkes için geçerli olup yanıtları kişiye göre değişebilir. Sorulara nasıl yanıt verdiğimiz sipirituelliğe olan yakınlığımızı gösterecektir.

 1-İşte Sipirituelliğin Anlamı Nedir ?

Bazıları sosyal statü için çalışır. Aktör, öğretmen gibi kişiler hayatlarını bir şeylere adarlar. Bazıları kendilerine kariyer oluşturma arzusu ile çalışma hayatına başlar. Bazıları yardım kuruluşlarında çalışırlar. Call center çalışanları gibi kişiler hizmet etmeyi sevdikleri için bu iş kolunu seçmiştir. Bazıları aile şirketinde çalışmayı seçer.  Bazıları işini sever, bazıları nefret eder. Tüm bunlar, insanların iş hayatında neler bulduklarının gösteren işaretlerdir. Bu işaretler sipirituel hayat dendiğinde neyi anladığımızı gösterir.

 2-Diğerleri ile Nasıl  İlişkide Bulunuruz?

İşte tek başına değiliz. Hepimizin patronu, iş arkadaşları, danışmanı, müşterileri, çalışanları, tedarikçileri ve rakipleri var. Bunlarla nasıl ilişkide bulunduğumuz sipirituel hayatımız hakkında ipucu verecektir. Temelde, diğerlerine arkadaşça davranmanın daha sağlıklı olacağını biliriz. Ancak iş hayatında bu kural bazen çalışmayabilir.

 Bazıları iş hayatında illegal iş yapmaktan kaçınır. Bazıları  doğruluk ve dürüstlüğün iş hayatında daha derin olması gerektiğini düşünür ve sadık olmanın öneminden bahsederler. Ancak müşteri, tedarikçi, çalışan ve iş arkadaşlarının tamamen sadık olduğunu düşünmek güvenli olmayabilir. Dürüstlük ve hakkaniyetin normal bir uygulama haline gelmesi nasıl mümkün olabilir? sorusunun yanıtını, iş hayatındaki sipirituellik verebilir. Çalışma hayatında bazı yöneticiler vardır. Ne olur ise olsun sizi dinler sonra yanıtlar. Yanlışlarınızı düzeltirken naziktir. Sabırlı ve toleranslıdır. Tutkulu ama duygusal değildir. Dinlemeden karar vermez. Değişimlere açıktır. Bu kişi aslında kendisine nasıl davranılmasını istiyor ise o şekilde hareket ediyordur. Ya Siz ?

 3- Hayatımızı Nasıl Dengeliyoruz ?

Hepiniz işinize, ailenize, arkadaşlarınıza, topluma karşı kendinizi yükümlü hissedersiniz. Yükümlülüklerinizi yerine getirirken onlara ayıracağınız zaman, enerji ve kaynağı  belirlerken aldığınız kararların dayanağı önemlidir. Bazı kişiler parayı güç ve itibar olarak görürler ve yaşamlarının çoğu zamanını işte geçirirler. Bir de bakarlar ki iş kolik olmuşlardır. İşlerini her şeyin başına koyarlar. Bazıları seçimlerini yaparken yaratıcılığı, sevgi ve dengeyi göz önünde bulundururlar. Bu önceliklere uygun konulara yönelirler. Güç ve para kazanmak için iş değil, değişik insanlar tanımak ve ruhumuza iyi gelecek hobilerle de ilgilenmek isteyebilirsiniz. Birbirinden farklı konularla ilgilenme hissiniz sizin sipirituelliğinizi de belirliyor olacaktır.

 4- Neyin Yanlış, Neyin Doğru Olduğunu Nasıl Belirliyoruz ?

İş hayatında doğru ve yanlış birbirinden ayırt etmek, işteki etik kurallara bağlıdır. Genelde etik kurallara aykırı olan şeyler yapılmaz ret edilir. Bazı konular vardır ki gri alanda kalırlar. Örneğin müşteri her zaman haklı mıdır? Nereye kadar çalışmalıyız? Bu soruların yanıtı önceliklerimize ve kişisel değerlerimiz ne olduğuna bağlıdır ki bu da sipirituellikle bağlantılıdır. İş hayatında yanlış ve doğru sahip olduğumuz güçle de bağlantılıdır. Patron veya üst düzey yönetici iseniz güven oluşturma ve kar sağlama her zaman ilk plandadır. Düşük pozisyonlardaysanız doğru ve yanlışın anlamı değişir. Güç sahibi olmak isteyen bazı üst düzey yöneticiler, etik kurallar uygulanamaz hale getirebilir. Her ne pozisyonda olursak olalım, yanlış ve doğruyu belirlerken etik çıkmazları sipirituelliğimizle aşabiliriz.

 5-İş Hayatında Sürekliliği ve Değişikliği Nasıl Sağlarız ?

Bankalar, devlet kuruluşları, fabrikalar, çiftlikler iyi bir şekilde işleri sürdürebilir olmalılar. Çok kar etmek, daha verimli çalışmak, şirketin işlevsel olduğunuzu göstermez. Bazen çalışan kişilerin potansiyeli ile üretkenliği dikkate alınmayabilir. Bir kuruluşun iyi bir işlevi var ise bu işlevselliğini devam ettirmek önemlidir. İşlevsel olmayan bir kuruluşta ise değişiklik yapılması gerekebilir. Değişiklikler bazen karışıklıklara sebep olabilir bazen de çok rahat adeta fark edilmeden gerçekleşebilir. İşte bu durumda çalışırken en derin sipirituel değerlerimizle bağlantıda kalarak yapabileceğimizin en iyisi yapmışız demektir.

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:38 pm  İŞ HAYATININ DAYANILMAZ SİPÜRİTUELLİĞİ için yorumlar kapalı  

Yaşam Senaryolarınızı Kim Yazıyor?

 

Kuantum mekaniğine göre gözlemleme; eylemin sonuçlarını değiştirmektedir.  Yapılan deneyler sonucunda; olaya şahit olan kişinin, algısının da gerçekliğe taşındığı ve kişinin algı alanına göre deney sonucunun değiştiği tesbit edilmiştir. İşte bu prensibe göre yaşamınızdaki deneyimlerin kaynağı algılarınız, algılarınızı oluşturan ise düşünce ve inançlarınızdır. Nasıl yaşayacağınızı algılarınız oluşturur.

 Yaşamınızdaki senaryoların metnini annenizin karnına düşmenizden şu anki yaşınıza kadar algı alanınıza giren her şey oluşturur. Geçmiş yaşama inanıyorsanız onları da bu gruba dahil edebiliriz. En büyük ana kaynak, anne karnında geçirdiğiniz 9 aya yakın bir zaman periyodu ile 0-7 yaş arasıdır. Bu dönemde zihin ve düşünceler henüz şekillenmemiş olduğundan organik reseptörlerimiz olan sezgilerimiz etkindir. Sürekli sezgi ve içgüdülerimize göre yönümüzü belirleriz. Beyin, çoğunlukla Tetha dalga boyundadır. Tetha dalga boyu öğrenmenin en hızlı olduğu, yaratıcılığın en hızlı geliştiği, sezgilerimizin en kuvvetli olduğu bir süreç yaşatır. Kısaca buzdağının suyun altında kalan kısmını hisseder ve biliyor oluruz. Örneğin anne ve babamız dışarıdan ne kadar mutlu ve uyumlu görünse de, içlerindeki korku, endişe, kıskançlık vb gibi enerjiyi algılar ve aynen modelleriz. Anne ve babanızın bu senaryoda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Onlar da aynen sizin gibi organik reseptörleri  ile algıladıkları gerçeği yaşamlarında modellemişlerdir. Sonra 7-14 ve 14-21 yaş dönemi derken yaşama ait tüm algılar şekillenir. Kendinizi öylece yaşama teslim edersiniz. Mezun olmuş ve artık tüm öğrendiklerinizin (algılarımızın) pratiğe dökülme zamanıdır. Yaşam senaryonuz algılarınıza uygun olarak yaratılmaya başlar. Bu senaryoların oluşması  çok gelişmiş bir zekanın ürünüdür. Sürekli farklı alternatiflerde, tekli, çiftli, karaköklü, yanar döner olarak kendini gösterir. Benzer senaryoları sürekli olarak üretmekten kurtulmanın tek yolu şu anda kalabilmektir.  Şu anda kaldığınızda, çok bilinmeyenli denklem misalı gelişen senaryoların kaynağını ve nasıl performas gösterdiğini algılamak kolaylaşır. Yaşam senaryoları şöyle gelişir;

 Yarattığınız yaşam senaryosunda karşınıza çıkan insanların bazıları, size sizi gösterir, bazıları ise sizin başkaları ile olan ilişkinizin aynasıdır. Devamlı aydınlanmanız için ışık tutarlar. Karanlıkta kaldığınız yani algınızın doğru olduğuna inandığınız sürece sürece ışığı görmek zorlaşır. Olayı kavrayıp “ A-ha” dediğinizde ise, Quantum sıçraması denilen olay gerçekleşir ve artık ışık görünür hale gelir. Bu yazdıklarımı bir örnekle açıklayacak olursam ; Örneğin anne ve babanızın sizi koşulsuz olarak sevmediğini farketmiş ve hayal kırıklılığına uğramış olabilirsiniz. Ve onların sevgisini hissedemediğinizden durmadan bir şeyler yaparak onların dikkatini çekmeyi çalışırsınız. Sizi sevmedikleri yönündeki bilgi algınızda var olduğu sürece ne yaparsanız yapın senaryonun metni değişmez. Sonunda  anne ve babanızdan ümidi kesip farklı alanlara yönelirsiniz. Bu sefer bilinçaltı karşınıza iki yeni dost çıkartır. Bununla da yetinmez okulda veya bir dernekte çalışmalar yürütüyorsanız orada da farklı bir ikili yaratırsınız, örneğin dernek yöneticisi ile çok sevilen bir üye. Hayatınıza giren  2 dost ile dernekteki iki kişi tamamen farklı içerikte senaryo olsa dahi sonuç aynıdır. Bu iki grubun da ilgisini çekmek için çabalar ama planladığınız gibi sevgiyi hissedemezsiniz. Nerede yanlış yaptım dersiniz. Aslında yanlış olan bir şey yoktur. Çok güvendiğiniz ve sevdiğiniz kişi ve kişilerin sizi tercih etmeyeceği yönünde inancınıza uygun olarak yaşam senaryosu mükemmel bir şekilde  gerçekleşiyordur. Enteresan olan ise karşı tarafın farklı bir senaryosu olmasıdır. Örneğin karşı tarafın  senaryo metni farklı güçleri olan kişileri tanıyarak kendi içindeki gücü keşfetmeye yönelik olabilir. Siz sevilmek tercih edilmek onlar ise farklı ilişkilerle farklı güçleri deneyimlemek isterler. Siz gücünüzü olduğu gibi ifade etmeyince de karşı tarafta farklı arayışlara girer. Bu durum tam sizin istediğiniz gibidir yani sizi artık tercih etmiyordur. Çok bilinmeyenli denklemmiş gibi gözükse dahi, birbirini tamamlayan farklı renkteki logo parçaları gibidir. Kişi günün birinde, yaşadığı senaryonun geçmiş hayatındaki bir algının sonucu olduğunu kavradığında senaryodaki kilit nokta çözülür ve karakterler diziyi terk ederler. Benzer senaryoyu yazmamaya başlarsınız. Senaryo artık sizin için geçerliliğini yitirmiştir.

 Konuyu toparlarsak; Hayatınıza farklı rolleri olan insanlar girer, çıkar. Rollerin dağıtımı ve senaryo metni sizin tarafınızdan yapılır. Senaryo metni tam istediğiniz gibi şekillenir, oyuncular doğuştan yeteneklidir, rollerini çok iyi oynarlar. Senaryonun gidişatını beğenmediğinizde ve/veya canımız sıkıldığında ise olay ve kişileri  yargılar ve suçlamalarda bulunur veya niye benzer tür deneyimleri hayatımda yaratıyorum der senaryoda yer alan oyuncuların iş akidlerini feshedersiniz. Bu tarz anlar kalbinizi tamamen dışarıya kapattığınız zamanlardır. Bu kapanma uzun sürmez bir öncekinden farklı gibi gözükse aynı senaryo tekrar kurgulanır, yeni karakterler takıma katılır, eskiler hayatınızdan uzaklaşır. Aslında hepsi birer evrenin mutlak gerçeğine aykırı olarak öğrendiğiniz ve inanç sisteminize kattığınız deneyim ve enerjilerdir. Evren, bu algıların ötesinde bir yaşamın olabileceği konusunda ısrarla ve devamlı olarak size hatırlatmaktadır. Dualiteyi kabullenmenizi  ve algınızın ötesine geçmeniz için sizi yönlendirmektedir.  

 Çözüm, hayatınızda hoşunuza gitmeyen bir şey olduğunda ona reaksiyon göstermek yerine olan her ne ise geçmiş algımızın ürünü olduğunu bilmek ve bunu değiştirmekte yatar. Bu da kendine ve evrene güvenmeyi, her koşulda kendini sevmeyi, yaşamınızdaki her deneyimi takdir etmeyi gerektirir. Bunu sağlamanın yolu şimdide yaşamaktır. Şimdide yaşamayı sağlayan en iyi tool ise bağlantılı nefes alıp vermektir. Mevlana ve diğer gurular bunu keşfetmiş ve sözlerinde de açık açık bunu yansıtırlar  zaten

   Sevgiler

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:33 pm  Yaşam Senaryolarınızı Kim Yazıyor? için yorumlar kapalı  

DUYGULARIN TEMİZLENMESİ –Michael Brown

 Bu yazıyı okumadan önce “Şu Anki Deneyimleriniz Sizce Yeni mi? “ isimli yazımı okumanızı tavsiye ederim. Bu yazıdaki içerik Michael Brown’a aittir.

 Geçmişte kendini ifade etmemiş, dönüşmemiş enerjiler travmalar karşımızdaki kişilerin bize karşı davranışları olarak ortaya çıkar. Karşımıza çıkan kişilere her tepki verdiğimizde bizde dönüşmemiş bir enerji var demektir. Bu hali çocukluğumuzda öğreniriz. Çevremizdeki insanlarda hep aynı şeyleri yaparlar, tepki gösterir ve şuçlarlar.Bu davranış şeklini öğrenmemeyi seçtiğimizde yani olanın kendi sorumluluğumuz olduğunu kabul ettiğimizde tepki gösterme hali tamamen ortadan kalkar. Tepki göstermek ateşe benzin dökmek gibidir.Sorumluluk almak ise ateşe su atmak anlamına gelir. Tepki göstermek enerjiyi boşuna kullanmak demektir.

 Sizi üzen olay aslında sizi üzen bir durum değil de size hazırlanan  bir sınav niteliğindedir. Bu durum ilk defa olmuş ta değildir. Tepki vermenin ingilizce anlamı “reaction=reaksiyon yani tekrar aksiyondur. Verdiğiniz tepki yeni değildir. Eskinin tekrarı gerçekleşiyordur. Siz farkedene kadar benzer durum tekrarlanır durur. Ve siz her seferinde tepki verirsiniz. Çünkü bu çocukluğunuzda ailenizden ve/veya çevrenizden öğrendiğiniz bir şeydir. Bunlar hücrelerinizde kodlanmış durumdadır.

 Tepki ( reaction) gösterdikten sonra 2.aşama “Şuçlama” dır. İngilizcede suçlama “ blame” demektir. “Be Lame” kelime anlamı ise “ “sakat olma” dır. Suçlayarak dikkatimizi kendimizden uzaklaştır ve başkalarına yönlendiririr. Kendimizi özürlü, aciz duruma sokarız.Hayatımızda olanların sorumluluğunu almadıkça bu süreç hep böyle devam edecektir.Suçlama= Blame içimizde olanların yansımasıdır. Ve bu durumun tabii ki sonuçları olacaktır. Karşımızdakini suçlayarak kendimizi kurban rolüne sokar ve gücümüzü inkar ederiz.

 Bir sonraki aşama ise; Suçlu hissetme, utanma ve pişmanlıktır. Birini suçladığımızda bilinçsizce kendimizi de suçlu hissederiz. Başkalarını suçlayarak kendimize ihanet etmiş oluruz. Çünki başkalarını suçladığımızda ruhumuzun gücünü göz ardı etmiş oluruz. Yani olanların ruhumuzun kontrolü dışında olduğunu kabul etmiş oluruz. Bu şekilde “ cause=neden” and=ve “ effet=sonuç” kanunu da gözardı etmiş oluruz. Tepkili davranışlar hiç bir şekilde bize hizmet etmezler. Duygusal olarak hücrelerimize işlemiş olarak bu davranışlar nasıl öğrenildi ise öğrenilmemiş hale de gelebilir. Kendinize güvenin ve emin olun. Unutmayın hayatınızda olanlar evrenin bize hazırladığını oyunlardır. Hayatınızda terse giden, sizi sinirlendiren olayları evren bilinçli olarak size sunmaktadır. Kendinizi huzursuz hissettiğinizde” duygusal temizlenme rituelini” yapabilirsiniz.

 Öncelikle karşısınıza çkıpta dengenizi bozan kişilerin kesinilikle olan olaylardan haberi yoktur. Onlar sadece “mesaj” getirenlerdir. Onlar geçmişle bütünleşmekiçin hatıraların yüzeye çıkmasıdır. Bu yüzden “mesaj getiren”lere”saldırmak sonuç vermez. Evrenin limitsiz “mesaj getiren”leri vardır. Burada yapılacak ilk şey “mesaj getiren”i bir kenara bırakmak ve onu unutmaktır. Onlara verdikleri muhteşem hizmet için sadece teşekkür edebeilirsiniz. Tepki göstermek yerine tek başınıza kaldığınızda bunun üzerine çalışmak için kendinize söz verebilirsiniz. Emin olun bu tarz bir davranış çok cesaret ister.

 Sonra fiziksel, duygusal ve zihinsel drama içine girmeden“ Mesajn Alın” yani mesajın farkına varın.  Ve gelen mesajın ne olduğunu hissedin. Ve kendi kendinize  “ Ben üzgünüm”, Ben incindim”, “Kendimi çok yalnız hissediyorum” “Kendimi çok kızgın hissediyorum”, Kendimi çok üzülmüş hissediyorum” v.s. İçinizdeki hissin gerçekte bunlardan hangisi olduğunun farkına varın. Duygusal tepkiyi çağrıştran duyguları hissetmeye çalışın. Örneğin Kızgınsanız ; elleriniz titreyebilir, solar pleksusunuz sıkışabilir, yüzünüz kızarır. Gerçek hissi tamamiyle tesbit ettiğinizde 2.aşamada bitmiş olur. 3. aşamada gelen hisleri hiç bastırmadan iyice içine girin.Bastırmayın, yok saymayın sadece keşfedin. Bu duygu ile kalın, o anda kalın. Duyguyu yargılamadan ,herhangi bir sonuç çıkarmadan sadece hissedin. Sonra aynı geçmiş duyguları ne zaman  hissettiğinizi düşünün ve bunların dikkatinize gelmesi için izin verin, güvendesiniz, yapabilirsiniz.

Duygusal blokajları bedenizi fiziksel olarak iyice hissettiğinizde son aşama için hazırsınız demektir. Şimdi gelen duygulara bana doğru gelebilirsiniz, korku ve kısıtlama ile karşılaşmayacağını ve yargılamayacağınızı söyleyin. Duyguya “ şevkat”  gösterin. Sevgi ile kucaklayın . Şevkatin ingilizce anlamı” compassion” kelimeyi açarsak  “ come pass on” kelimelerini çağrıstırır. Bunun anlamı ise “gel ve devam et”tir. Duygulara aynen böyle söyleyin. Gel, nel olursan gel, ben buradayım. ( Mevlana da böyle söylememiş midir ? “Gel Ne olursan Gel” Bu teknik dışarıdaki dünyayı deneyimlediklerimiz aslında içimizdeki duygusal durumdan kaynaklanmaktadır. Barışı hayatımıza almamız, dışarısı ile bağlantımızın olmadığını anlatır. Sevgi ve şevkat kalbinize giden kapının tekrar açılması için kullanacağınız anahtardır.

  Bu ritüeli arzuladığınız zaman kullanmayı gözardı etmeyin. Ben de işe yaradı, yaramaya devam ediyor…

 Sevgiler

 Sibel

 NOT: Micheal Brown’nın Varoluş süreci kitabı türkçeye çevrilmiştir.

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:29 pm  DUYGULARIN TEMİZLENMESİ –Michael Brown için yorumlar kapalı  

Şu Anki Deneyimleriniz Sizce Yeni mi?

 Şu an yaşadıklarınızın geçmişte yaşadıklarınız ile benzerlik gösterdiğini farkettiğiniz oldu mu?

 Nefes ve meditasyon çalışması yaptıkça; anda kalma deneyimini yaşama şansım her gün daha da artıyor. Anda kaldığımda ise; geçmişteki tecrübelerimi tekrar tekrar tezahür ettirdiğimi  daha net farkediyor ve zihinsel ve ruhsal anlamda ne tür bir gelişim gösteriyorumu çevremdeki kişilerin bana olan davranışlarından takip ediyorum. Ruhsal olarak içimde neleri dönüştürdüğümü aslında etrafımdaki insanlar bana gösteriyorlar. İşin enteresan tarafı onların bu durumdan haberleri yok. Bu şekilde fal baktırmama, kişisel test yaptırmama ve kişisel gelişim üzerine bir sürü kitap devirmeme gerek kalmıyor. Mevlana’nın “ Gel ne olursan Gel” in ne anlama geldiğini daha da iyi kavrıyorum.Hayatıma girenler aslında hepsi ben, onlar ne olur ise olsunlar benim algım ne şekilde ise, o anda ben neysem onları da öyle algılıyorum. Bu sebeple hepimizin bir zaman makinasının içinde yaşadığımızı düşünüyorum. Ama geçmişte  hangi yılı yaşamayı seçtiğimizin tam olarak bilincinde olmadığımızı düşünüyorum.

 Bu konu ile ilgili olarak insan hayatındaki 7 yıllık döngülerden biraz bahsetmek istiyorum. İlk yedi yılda güvenilir tek kaynak olan ailemizi örnek alarak güvenli bir yaşam oluşturmaya odaklanıyoruz. Çünkü yetişkin olarak onların bizden daha deneyimli olduklarını düşünüyor, geçmişte onların da bir çocuk olduğunu ve deneyimlerini seçerken ailelerini referans  aldıkları gerçeğini göz ardı ediyoruz. Ailemizin tepki gösterdiği olayları dikkatle izliyor ve  aynı şekilde uygulamaya başlıyoruz. Bir sonraki yedi yıllık döngüde ise okulda hocalarımızdan, arkadaşlarımızdan kopyalamaya başlıyoruz. En sevdiklerimiz en çok kopyaladıklarımızdır. Bir de bakmışız ki bizzat deneyimlememiş olsak ta deneyimler bize mal olmuşlar. Ve böylece zamanla başkalarının yaşamlarını yaşıyor hale geliyoruz. Bu durumun farkında olanlar ancak adlandıramayanlar hayatlarında arayışa başlıyorlar. Kendini tanımaya, keşfetmeye odaklanıyorlar.

 “Kendini keşfetme” yolculuğu zorlu ancak sonunda özgürlüğün, barışın ve huzurun, neşenin ve çoşkunun saf bir şekilde hissedildiği bir yolculuk. En azından benim tarafımdan bakıldığında ben böyle görüyorum..

 Kendini tanıma yolculuğu öncelikle ise ;

–    Beni neler mutlu eder ?

–          Beni neler neşelendirir ?

–          En çok neleri yapmak bana iyi gelir ?

–          Neleri yapmak hoşuma gider?

 gibi kuş, böcek şeklinde soruların yanıtlarını keşfetmek ile başlıyor. Bu soruların yanıtını bulmak eğlenceli olmuyor tabii. Çünkü hepsi daha önce üzerinde kafa yormadığımız konular.  Ve içine girince çıkmakta, kalmakta insanı zorluyor. Ve çoğu zaman; “ Böyle iyiyim. Arada bir iniş çıkışlarım olabilir ama allaha şükür iyiyim. Şimdi bu sorularla kim uğraşacak.Yapılacak bir sürü işim var zaten ” diyoruz.. Sonra başımıza acılı bir olay geliyor ve dibe vuruyoruz. Tekrar aynı sorular karşımıza çıkıyor.Ya bir önceki gibi yanıt verir; mutsuzluğumuzu bir an için unutup, mevcutta kalmayı seçer  ya da yaşadıklarımızın sorumluluğunu almayı seçebiliriz. Ve şu an yaşadıklarımızın, geçmişte kendimiz için seçtiğimiz gerçeğin yansıması olduğu bilgisini kabul edebiliriz.

 Şu an yaşadıklarımıza bakıp onları esefle karşılamak, tepki göstermek yerine kendimiz için yeni bir senaryoya karar verebiliriz. Israrla bu senaryoda kalmayı seçebiliriz.

 Şu an yaşamınızda hangi duygudaysanız, kendinize neleri layık görüyorsanız geleceğiniz şu anda , şu saniyede seçtiğiniz neyse onu tezahür ettirirsiniz.Örneğin; kendinizi ilişkiye girecek kadar değerli hissetmiyorsanız, sevdiklerinizin sizi terkettiğini ve tercih edilmediğinizi düşünüyorsanız, geçmişteki tecrübenin geleceğiizi oluşturmasına izin vermiş olursunuz.Yani zaman makinasında geçmişi seçersiniz. Çünkü bunlar acılı olsa da kontrolün tamamen sizde olduğu deneyimlerdir. Eğer geleceği yeniden kendi şartlarınızda tezahür ettirmek isterseniz; Tercih edilen bir kadın/erkek, sağlıklı bir ilişkinizin olabileceğini düşünüp hissedebilir,  arada sırada şüpheye düşmezseniz, bu düşünceler yaşamınıza aynı şekilde yansıyacak zaman makinasında daha önce yaşanmamış bir zamana gidebilirsiniz. Yaşanmamış olan o zamana geldiğinizi yaşadığınız deneyimlerden ve karşınıza çıkan insanların davranışlarından anlayabilirsiniz.

 Negatif duygulara ve hayatımda gerçekleşen stresli olaylara nasıl dur diyeceğim diyorsanız; yukarıda yazdığım soruların yanıtlarını bulmaya bir an evvel başlamakta fayda var. Ayrıca çok sevdiğim ve bizzat deneyimlediğim  Michael Brown’un Presense Process kitabındaki Duyguların Temizlenmesi Ritüelini yapmanızı öneririm. İmkanınız var ise kitabın tamamını okuyup kitaptaki diğer çalışmaları yaparsanız bakış açınızda büyük değişiklik patlamalarına hazır olun derim

 Bu ritüeli bu bloga bir sonraki yazımda paylaşıyor olacağım

 Sevgiyle Kalın

Sibel

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:27 pm  Şu Anki Deneyimleriniz Sizce Yeni mi? için yorumlar kapalı  

Hayatımızdaki Döngüler Hakkında

 Hayatınızdaki döngüleri farkettiğiniz oluyor mu? İlk döngü ne zaman başladı ? Dönüşe dönüşe ne hale geldi? Tüm bu soruların yanıtını aşağıdaki yazımda bulabilirsiniz. 

Bugün bizi biz yapanın çoğunlukla 0-7 yaş arasında ailemizden ve çevremizden gördüklerimiz olduğunu bir çok kitaptan okumuşsunuzdur. Ayrıca her şeyin anne karnında başladığından bahsedilir. İşte buna pek inanmazdım ta ki bizzat deneyimleyene kadar.

 Şu sıralar Michael Brown’un Presence Process çalışmasını yapıyorum. 9.ncu haftam ve son iki  haftam kaldı. Bu çalışmada her gün minumum 15 dakika olmak üzere 2 bağlantılı nefes çalışması yapıyorsunuz. Çalışmanın 7.haftasında 20 dakika sıcak suda kalmanız isteniyor. O gün banyoya girdikten 15 dakika sonra genelde saunaya ve buhar odasına girdiğimde başıma gelen oldu ve nefesim yetmiyormuş hissine kapıldım. Nefese devam edip kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Aniden bir biliş geldi. Annemin karnındaydım. Anneme zorluk yaratmayayım diye hiç kıpırdamadan duruyor, nefes almaya dahi korkuyordum. Annemi rahat ettirmek için yaşadığım sıkıntıları ona yansıtmamaya çalışıyordum. Belki biraz sakin olup çabayı bırakıp teslim olsam beni çok farklı deneyimler bekliyor olacaktı ama o zamanlar çabalamaya devam etmeyi seçmiştim. Gelen bu bilgiyi annemden öğrendiklerimle birleştirdiğimde ise bu bilginin hiç de yabana atılacak bir bilgi olmadığını farkettim. Annem bana hamile kaldığında henüz 22 yaşındaymış ve beni doğurmak istememiş. Uzun süre çantasında iğnelerle dolaşmış, sonrasında da aldırma  zamanı geçmiş ve beni doğurmak zorunda kalmış. Ablamla bana hamile kaldığı dönemi karşılaştırdığında, benim sorunsuz olduğumu, fiziksel değişim dışında hamile olduğunun farkında olmadığını söylemişti.

 Bu durum hayatımda nasıl bir gerçeği yarattı? dersiniz. Evet hayatımda bir şeyleri yapmak, çevreme iyi görünmek adına devamlı çabalamıştım. Nankörlük etmek istemem ama iş hayatında başarılı olmayı arzulamanın aslında benim isteğim olmadığını farkına vardım. Herkesin hayatını kolaylaştırmaya çalışmış ve kendimi arka plana atmıştım. Herşeyi onlar için kolay hale getirdiğimi düşünerek aşırı çaba göstermiştim. Her şeyi kolayca ve hiç tereddüt etmeden gerçekleştiriyordum ki kimse onlara ihtiyaç duyduğumu farkedemiyordu. Beni ikinci plana attıklarında da bana ihanet ettiklerini düşünüyor ve içten içe onlara sinirleniyordum. Aslında hepsi birer haberciydi. Onlara kızmamam gerekirdi. Sadece onlardan gelen mesaja bakıp içimdeki çocuğu yatiştirıp kendisini ifade etmesine izin vermem yeterliydi.

 Bu döngüden kurtulmaya niyetliydim. İhaneti deneyimliyorsam, ihanetin tam tersi işbirliğini hayatımda yaratmak yani kendimle işbirliği içine girmeliydim. Kendimle işbirliği içinde olduğumda ise ihaneti deneyimlememeye başlayacaktım. Hayatımdaki bu döngüyü kırmış olacaktım. Önce işbirlikçinin sözlük anlamına baktım. İşbirlikçi; amaç ve çıkarları bir olanların oluşturdukları çalışma ortaklığı anlamına geliyordu. Evet kendimle işbirliği içinde olacaktım. Amacımız aynıydı işbirliği içinde olabilirdik. İstemediğim bir şey veya bir durum için “ Hayır”, istediğim bir şey veya bir durum içinde “ evet”  demekle başlayacaktım. Bu biraz  zor gözükse de döngünün artık sonlanması için bunu yapmaktan başka çarem olmadığına inanıyordum. Hayatıma giren habercinin emeklerini boşa çıkarmamaya niyetliyim. Hayatınızda size zor anlar yaşatan insanların size sadece mesaj vermek için hayatınızda olduklarını unutmayın. Sizi terkediyor veya size ihanet ediyor gibi görünebilirler. Aslında hepsi birer kendinize ne yaptığınızı hatırlatan haberci. Size şeytan görünenler bir gün size melek olabilirler.

 Dün akşam rüyamda yaptığım bir konuşma ile yazıma son vermek istiyorum. Rüyamda karşımda bir sürü insan beni dinliyordu. Konuşmamı “Ben enerjimi yükselttikçe, hayatın akışına kendimi bıraktığımda diğer insanların da enerjileri yükselecektir. “  şeklinde bir cümle ile tamamladım. Çok doğru bir cümleydi siz olana izin verirseniz, olanın mükemmel plan için kendine özel anlamı olduğuna, size sizinle ilgili ipuçları verdiğini düşünürseniz her aldığınız mesaja tepki vermek yerine sadece size nasıl bir mesaj gönderdiğine odaklanırsanız içinizden gelecek “ Aha.. “ şeklinde farkındalıkları duymak olası dahilinde .. siz yükselirseniz size haberci görevi yapan insanları da özgür bırakırsınız artık size verecek mesajları kalmaz. Ve onlar da özgür olur, yükselirler.

 Hayatınızda olanların sorumluluğunu aldığınızda gerçek özgürlüğe ulaşabilirsiniz. ……….. Şu soruyu samimi olarak yanıtlamanızı istiyorum….Özgür olmayı gerçekten istiyor musunuz ?….. Unutmayın özgür olmak sorumluluklarını kabul etmektir.

 Sevgiler

Published in: on Nisan 27, 2011 at 7:24 pm  Hayatımızdaki Döngüler Hakkında için yorumlar kapalı