Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Etmeye Ne kadar Yatkınsınız ?

Yaşam içinde karşılaştığımız zorlukları elimizden her ne geliyor ise yapıp aşmaya çalışırız. Çıkmaza girdiğimizde de yakın dostlarımıza danışırız. Bazıları “Şunu denedin mi?” veya “Şöyle yapsaydın daha iyi olurdu” gibi önerilerde bulunur. İçlerinden en spiritüel olanı “ Belki de; her şeyi olduğu gibi kabul etmelisin” der ve siz de “ her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi” denersiniz. Zaman geçer, olduğu gibi kabul etmenin işe yaramadığını düşünür, pes eder, “Her şeyi denedim olmuyor ” demeye başlarsınız. İşte böyle zamanlarda “Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Et “ ‘in gerçek anlamını anlayıp anlamadığımızı analiz etmek çıkış noktanız olabilir.

Ne demek istediğimi bir örnekle açıklamak istiyorum. Yaz tatilinizin sonunda, güneyden İstanbul’a gelirken, feribota binmek üzere Topçular ‘a geldiğinizde, feribota biniş kuyruğunun çok uzun olduğunu fark edersiniz, kısa bir duraklamadan sonra mevcut durumu kabul edip körfezi dönmeye karar verirsiniz. Çünkü kendinizi bir an evvel eve atıp dinlenmeye başlamanız için en uygun çözüm arabayla körfezi dolaşmaktır. Tabii aynı senaryo farklı şekilde de gerçekleşebilir. Feribota giriş kuyruğunu görür görmez, o sabah yola çıkışınızı geciktiren ve/veya tuvalet veya alışveriş molası vermenize sebep olan aile üyelerine çatmayı başlarsınız. Kızgınlığınız gittikçe artar, sinir sisteminiz konunun önemine uygun hormonları üretmeye başlar. Taarruza maruz kalan aile üyeleri üzülür. Bu kızgınlıkla yolda kaza yapmanız veya feribot sırasını beklemek gibi uygunsuz kararlar almanız an meselesidir. Hatta aynı stresi eve ulaştığınızda da devam ettirir. Geçmiş Topçular feribotu anılarından dem vurmaya başlarsınız. Kısaca siz “ Her Şeyi Olduğu gibi Kabul Etmeme” halini yaşıyorsunuz demektir.

Halbuki; en akıllıca yol, sizi rahatsız eden durumu “olduğu gibi kabul ederek ” onu bir an evvel terk edip bir sonraki hedefe yönelmektir. Bu durumda; hem sinirlenmemiş hem çevrenizdekiler üzülmemiş hem de hayatınızı keyifle sürdürmeyi seçmiş olursunuz.

Gerçekten her şeyi olduğu gibi kabul etmek işte böyle bir şeydir. Yani artık orada olamayacağınızı kabul edip ilerlemeyi seçersiniz. İlerlemenin yan etkisi önünüze yeni kapılar açılmaya başladığında kendini gösterecektir.  

Benzer durum insan ilişkileri içinde geçerlidir. Örneğin; çok sevdiğiniz bir dostunuz ile aynı fikirde olmadığınızda onu çok seviyorsunuz diye her dediğini kabul edip uygulamaya koymak zorunda değilsiniz. Yani söylediklerini onaylamasanız da her ne ise onu olduğu gibi kabul etmeyi seçebilirsiniz. Bu şekilde hem onu sevmeye devam eder hem de istemediğimiz bir şeyi yaparak enerjinizi düşürmemiş olursunuz.  

Eskiden çok sevdiğim insanların söyledikleri ve yaptıklarını kabul ettiğimde o konu her ne ise o doğrultuda aksiyon almaya çalışırdım. Aykırı davranırsam onlara ihanet etmiş olacağımı düşünürdüm. Halbuki  zaman zaman onlar dahi kendi fikirlerinin arkasında durmazken ben kim oluyordum da,  onların fikirlerinin uygulayıcısı haline geliyordum. Zamanla bir şekilde öğrendim ki sevdiğim, kabul ettiğim kişilerin illa her dediğini onaylamak zorunda değildim. Sadece her ne ise onu olduğu gibi kabul etmem yeterliydi. Onaylamadığım bir şey var diye sevdiğim kişi ile aramın bozulması gerekmiyordu. Her iki taraf ta seçimlerinde tamamen özgürdü. Aslında bu durum biraz da sevdiğiniz bir pop sanatçısı uyuşturucu kullanıyor diye sizin de uyuşturucu kullanmaya başlamanıza benzer ki eminim hiç biriniz sevdiğiniz sanatçı uyuşturucu kullanıyor diye uyuşturucuya başlamazsınız. Sevdiğiniz sanatçının uyuşturucu kullanıyor olmasının sadece onun sorunu olduğunu bilir , büyük bir keyifle onun şarkılarını dinlersiniz ……

Eminim hepiniz “ Olduğu gibi Kabul Etme” nin bu halini hayatınızın belli alanlarında uygulamaktasınız. Önemli olan soru;  “Olduğu gibi Kabul Etme” halini “Her şeye Uygulamaya Ne Kadar Yatkınsınız ? ” Yani Körfezi dolaşıp evde keyifle sevdiğiniz diziyi seyretmeye mi yoksa olmuş bitmiş olan bir şey üzerine sürekli söylenmeyi seçerek hem kendinizi hem de diğerlerini üzmeyi seçmeye mi yatkınsınız ?

 Kısaca Mutlu mu Yoksa Haklı mı olmak istiyorsunuz?

Sevgiler

 

Published in: on Temmuz 9, 2011 at 4:06 pm  Yorum Yapın  

Kalbim Hangi Şarkıyı Çalıyor ?

2 senedir sevgili hocam Hikmet Barutçugil’in açmış olduğu Ebru derslerine katılıyorum. Yine Ebru dersine gitiğim günlerin birinde her zaman ki gibi Üsküdar’a gidebilmek için Arnavutköy’den Beşiktaş’a hareket eden 8:10 vapuruna binmiştim. Hava çok güzeldi. Boğazın güzel manzarası seyrederek Beşiktaş’a doğru ilerlerken arkamdaki birkaç kişinin konuşmalarına kulak misafiri oldum. Genç bir kız yanındaki aile dostlarına sınav anısını anlatıyordu. Anlaşılan sınavı pek iyi geçmemişti. Sınav sırasında soru kağıdının ilk sayfasındaki soruları yanıtlamış, arka sayfasındaki  soruları yanıtlamadan sınav kağıdını hocaya teslim etmişti. Bizim kızı dinleyenler “ aman kızım soru kâğıdının arkasını neden çevirmedin” şeklinde olayın vahimliğini dile getirmeye çalışsalar da bizim kız “ İşte ben, hep böyleyim”  “hah hah hahh” şeklinde gülerek yanıt verdi. Adeta “ben hep sakarım, beni ben yapan bu sakarlığımdır ve ben bu sakarlığımla gurur duyuyorum” der gibiydi.

Bu arada bindiğim vapur Beşiktaş’a gelmişti. Vapurdan inerek Üsküdar’a giden motorlara doğru hızla yürüdüm. Bizim kızın başarısız olduğu sınav anısını keyifle anlatışına akıl sır erdirememiştim. Acaba gereksiz yere kızı yargılıyor muyum diye düşünmekten kendimi alamadım. Belki de bizim kız eksikliklerini insanlarla paylaşacak kadar açık sözlüydü. Sonraki günlerde benzer konuşmaları yapan birkaç kişi daha dikkatimi çekti. Hata ve eksikliklerinden bahsetmek onlara keyif veriyor gibiydi. Sonra o meşhur “aha” anı geldi  ve bir şeyler yerine oturdu. Söyle ki;

Eminim, yetenek gerektiren aktivitelerle uğraştığı halde sürekli ne kadar başarısız ve sakar olduğundan bahseden tanıdıklarınız vardır. Siz de onları rahatlatmak için“ yok canım çok güzel yapmışsın, özellikle şurası.. muhteşem” dersiniz.Onlar ise; aldığı bu övgü karşılığında teşekkür edip konuyu kapatmak yerine  “ Yok canım o muhteşem dediğin yerin şurası böyle burası da böyle..aslında şöyle olmalıydı” der ve aranızda bir türlü uzlaşma gerçekleşmez. Aslında gerçek biraz farklıdır. Bir kere değişik bir çok şeyi aynı anda yapabildiklerinden yeteneksiz olmaları söz konusu değildir. Toplumun çoğunluğunun negatife yönelmeyi tercih ettiğini bildiklerinden kendileri hakkında güzel şeylerden bahsetmek yerine nerelerde başarısız olduklarından bahsetmeyi tercih ederler. Çünkü bu şekilde negatifte kalarak hem diğerlerinin ilgisini çekecek hem de ne kadar açık sözlü olduklarını göstererek kendilerini önemli hissedeceklerdir. Aslında hata ve eksikliklerden bahsetmek açık sözlü olmak anlamına gelmez. Bu sadece negatifte kalarak kendimizi ifade etmeyi seçtiğimiz anlamına gelir.

Açık sözlü olmak ise kalbinin yani gönlünün söylediğini içinden geldiği gibi konuşabilme cesaretidir. Zaman zaman “ HAYIR” diyebilmektir. Bu da ancak kalbin açılması ile gerçekleşir. Umarım kalbini açmaktan kastettiğimin sol tarafınızda olan organı olmadığı anlaşılmıştır. Kalbi açmak; içinde ne var ne yok bunu açıklamak değil kendi yansımanız her ne ise yargılamadan kabul etmekten geçer. Kendi yansımanız ise diğer insanları nasıl algılayıp yorumladığınızda saklıdır. Algılarımız ise dikkatimizin çekildiği yerlerde saklanır. Dikkatinizin çekileceği yerleri de kalbiniz belirler. Önemli olan onun sizinle iletişim tarzına alışmanız ve onu anlamanızdır.

Kibirli insanlar dikkatinizi çekiyor veya ısrarla ben de sizden biriyim diyorsanız kalbiniz içinizdeki kibire dikkatinizi çekiyordur. Bu kibri fark edip insanları oldukları gibi yani mükemmel olduklarını kabul ettiğiniz sürece kalbinizin dingin, huzurlu şarkılar çalmaya başlayacaktır.  Çevrenizde olanların sorumluluğunu alıp onlara anlayış gösterdiğinizde ise kalbiniz sevgi şarkıları mırıldanıyor olacaktır.

Kalbimiz sanki 7/24 yorulmadan çalışan başarılı bir müzisyen ve ben bu yeni iletişim tarzına bir an evvel alışmaya niyetliyim. Kalbimin çaldığı tüm ezgileri anlayıp sevebilmek bu işin ilk şartı. Peki siz kalbinizin sürekli hangi şarkıyı çalmasını isterseniz. Unutmayın halka mal olmuş neşeli, huzur veren ezgileri dinlemeyi herkes sever.  Belki bir gün sizin de bir altın plağınız olabilir. Kim bilir ?…….

 

 

Published in: on Temmuz 1, 2011 at 4:45 pm  Yorum Yapın