Yaşamımızdaki Outsource Sürecini Anlamak

Bu yazımda outsource etme işinden bahsetmek istiyorum.

Outsource etme; işletmelerin gittikçe artan bir biçimde, yalnızca sahip oldukları yetenek ve becerileri esas alan işleri yapmak istemeleri ve ana faaliyet alanına girmeyen işleri, organizasyon dışındaki başka işletmelerden almaları işine denir.

İşletmenin outsource uygulamasına başlaması çalışanlar açısından tatsız da olsa yaratacağı katma değer düşünüldüğünde outsource etme yapılabilecek en iyi hamledir. Bir kere bordronuz altındaki personel sayısı azalacaktır. Bu da kişi başına düşen gelir ve gider tutarında iyileşme demektir. Ayrıca İş süreçlerinde iyileştirme, geliştirme ile personel sorunlarıyla ilgilenecek idari kadro tahsis etmenize gerek kalmaz. Outsource sürecini girmeden önce sorun çıktığında;

 “Sorunun kaynağı nedir?”, “Önümüzdeki engeller nelerdir?”, “Uygulanacak düzeltici ve önleyici faaliyetler neler?” Şeklindeki sorulara kafa patlatıp çözüm üretecekken, outsource sürecine girdikten sonra ;

“Bu nasıl bu hale geldi? Gerekli kontroller neden yapılmadı? Çok ama çok hatalı çalışıyor. Niye önceden düşünemediniz?” Şeklinde sorgulamalar yaparsınız. Çünkü soruna çözüm üretme sorumluluğu artık size ait değildir.

Şimdi diyeceksiniz ki,  bu konudan bize ne !!!

Outsource sürecini dikkatle incelediğinizde, yaşamınızda bir şekilde outsource işini denemiş olduğunuzu fark edersiniz. Nasıl mı? Şöyle ;

Öncelikle;  “Hayatınızda neleri outsource ediyorsunuz? Yani bir işi bilfiil kendiniz yapmak yerine o işin sorumluluğunu başkasına devrettiğiniz işler hangileri? Sorusunun yanıtını kendiniz için bulmanızı istiyorum. Yanıtı bulmak zor geldiyse;

Bakın bakalım gün içinde aşağıdaki sözleri ne kadar sıklıkla kullanıyorsunuz?

Ben daha hızlı yapabilirdim.

Buradan kim sorumlu?

Çok ses çıkartıyorlar. Biraz daha sessiz olmalılar

Neden hep bana oluyor?

Niçin yapmadın?

Beni niçin sevmiyorsun?

Bana neden güvenmiyorsun?

Veya ;

 İnsanlara bir şeyler yaptırmak için tatlı tatlı konuşmayı mı tercih edenlerdensiniz?

Genelde patronunuz ve aile üyelerinden biri hakkında negatif konuşmalar yapar mısınız?

Sizinle aynı fikirde olmayan bir kişi ile konuşurken sesinizi yükseltir misiniz?

Bu sorular size tanıdık geliyor ise sizin de hayatınızda outsource etme işi söz konusu demektir. Birkaç örnekle açıklayacak olursam;

Bana neden güvenmiyorsun? Dediğinizde, ben de size aynı soruyu soruyorum;

<  En son ne zaman kendinize güvendiniz? >

Gerçekten kendinize güveniyor olsaydınız karşınızdaki kişinin size güvenip güvenmediği ile ilgilenmiyor olurdunuz. Çünkü kendinize o kadar çok güvenirdiniz ki karşınızdakinin ne yaptığı umurunuzda olmazdı.

“Çok ses çıkartıyorlar biraz daha sessiz olmalılar” Dediğinizde; Ben de size soruyorum,

< En son ne zaman;

– Sürekli konuşarak konudan konuya geçmek yerine karşınızdakini dinlemeyi seçtiniz?

– Karşınızdakinin söylediklerini anlayabilecek kadar zihninizi sessizleştirdiniz?

– Kendi bildiklerinizi bir kenara bırakıp sadece size söyleneni dinlemeyi ve onu anlama sorumluluğunu aldınız ?.>

 

Gerçekten iyi bir dinleyici olsaydınız hayatınızda her ne oluyor ise sizinle ilgili olduğunu kavrayıp, farkındalığınızın nerelerde olduğunu kolaylıkla izliyor olurdunuz. Böylelikle de hedef ve amacınız doğrultusunda işler yapıp yapmadığınızı fark etmiş olurdunuz. Aslında arzu ettiğiniz işe gerçekten odaklıysanız ses çıkartanları da duymuyor olurdunuz.

Beni hiç dinlemiyor? Dediğinizde; Ben de size soruyorum.

<En son ne zaman kendinizi dinlediniz?

Gerçekten kendinizi dinliyor olsaydınız sadece kendinize odaklanmış olacağınızdan diğerlerinin neler yaptığı önemli olmazdı, çünkü o sırada içinizden geleni yapıyor olurdunuz. Durum böyle olunca da insanların sizi dinleyip dinlemedikleri ile ilgilenmiyor olurdunuz.

Kardeşimi benden çok sevdiğini biliyorum Peki beni niçin sevmiyorsun? Dediğinizde; Ben de size soruyorum.

<En son ne zaman kendinizi takdir ettiniz? Ne zamandan beri başkalarının sizi sevmediğine dair bir inanca kapıldınız? >

Kardeşinizin daha çok sevildiğine dair yarattığınız inancınıza o kadar sarıldınız ki, bu inancın yaşayabilmesi için desteklenmesi gerekiyordu. Ve ne zaman anneniz kardeşinizle sohbet etse sizi aralarına almadıklarını düşündünüz. Tesadüfen evde kardeşinizin sevdiği yemek yapılsa, bu durumu onun daha çok sevildiğine dair inancınızla ilişkilendirdiniz. Hatta biraz daha da ileriye giderek bedeninizde fiziksel değişikler yarattınız örneğin kilo almaya başladınız. Ve sizi kritize edecekleri bir neden yarattınız. Artık yanıtını zaten bildiğiniz “Beni niçin sevmiyorsunuz? Sorusunu sormaya hazırdınız. Ve böylece kendinizi sevme sorumluluğunu outsource etme uygulaması başlamış oldu. Keşke diğerlerinin bu anlaşmadan haberi olsaydı. Keşke anlaşma şartlarının sizi ileride hangi zararlara uğratacağını farkına varabilseydiniz.

Hayatımızdaki bazı şeyleri, outsource etmek faydalıdır. Örneğin bankacılık yapan bir şirketin güvenliğini outsource etmesi gibi; sizde temizlik işleriniz için bir asistan kiralayabilirsiniz ama hiçbir zaman kendinizi sizden daha çok sevecek bir outsource firması bulamazsınız. Unutmayın ki alacağınız hizmeti değerlendirmenin en iyi yolu o işin nasıl yapıldığını bilmekten geçer. Yani Kendimizi Nasıl Seveceğimizi bilmezsek, başkasının bizi sevip sevmediğini tam olarak bilemeyiz.

Size tavsiyem bir an evvel hayatınızdaki outsource sürecini gözden geçirin. Söz konusu sizseniz, Bence değer;

Önemli olan neden olduğu değildir? Nasıl çözüleceğidir.

Önemli olan çok fazla düşünmeden olanı olduğu gibi fark etmektir. Aslında farkında olmak zor değildir. Zor olan bu farkındalığı devam ettirmektir….

 

Sevgiler

 

 

 

 

Published in: on Eylül 18, 2011 at 8:33 pm  Yorum Yapın  

Çevrenizde Yarattığınız Fırsatları Ne Derece Değerlendiriyorsunuz?

Çevrenizde her ne oluyor ise sizin yansımanız olduğu söylenir. Hele bir de bazı spirituel çalışmalara katıldıysanız konu iyice derinleşmeye başlar. Ve “. Çevremdeki her şey benim yansımam ise ben de diğer insanlar gibi kızgın, bencil, acımasız ve kıskanç mıyım? Şeklinde kendinizi sorgulamaya başlarsınız. Bu konuya kuşkuyla yaklaşmak yerine biraz anlamaya çalıştığınızda ise çevrenizde olup biteni anlamanızı sağlayacak fırsat kapıları tek tek açılmaya başlar. Nasıl mı?

Diyelim ki çevrenizdeki hırsızlık olaylarına gerektiğinden fazla tepki veriyorsunuz; bu durumda yaşamınızda bazı hırsızlık türleri rol almaya başlamış demektir. Örneğin; izin almadan arkadaşınızın eşyalarını sahipleniyor veya gereksiz yere konuşarak rol çalıyor olabilirsiniz. Bu örnekler her ne kadar masum gibi görünseler de; banka soyma, parasını ödemeden marketten mal alma, evli insanlarla ilişkiye girme gibi hırsızlık olaylarından hiç de farklı değildirler.

Hayatınızda masumca da olsa hırsızlık teması var olduğu sürece çevrenizdeki hırsızlıklar dikkatinize çekilmeye devam edecektir. Hırsızlık temanız ile ilgili düzenleme yapmadığınız takdirde çevrenizdeki hırsızlık olayları dozajını artıracak ve gelecekte sizi nelerin beklediğini canlı sinema ekranı seklinde çevrenize yansıtacaktır.

Benzer durumu bir de ” Yargılama” konusu ile de açıklamak istiyorum. Yargılama özelliği doğru kullanıldığında çok faydalıdır. Evrende var olanları daha iyi tanımamızı sağlar. Yargılama hali, diğerlerine göre ayrılık yaratma ve benimsememe gibi sonuçlar doğuruyor ise yargılamanın negatif hali görev başında demektir ki bu durumda çevrenizde birbirini kritize eden insanlar görmeye başlarsınız. Örneğin, sözde koruma amacıyla çocuğunu sürekli kritize eden anne, karısını sürekli kritize ederek tercihini değiştiren koca veya şiddet uygulayan koca , iletişim sorunu yaşayan dostlar…….. gibi gibi.

Ama yine de siz de “karısını döven adam ben miyim” Şimdiye kadar kuşu bile incitmedim ” diyor olabilirsiniz. Evet bir kuşu dahi incitmemiş olduğunuz doğru olabilir. Ancak kendinize yaptığınız işkence şüphe götürmez bir boyuta gelmiş olabilir. Örneğin, sürekli doğruyu oynamaya çalışırken içinizden gelen sesi dinlemiyor ve kendinize bir şekilde eziyet ediyor olabilirsiniz. İçinizdeki bu çatışma ile yüzleşmediğinizde ise çok yakında birbirine eziyet eden insanlar çevrenizde görüntülenmeye başlar.

Bu konuya bir de farklı bir açıdan bakalım; Örneğin; bir kişi hakkında yorum yaptınız ve en yakın dostunuz sizinle aynı fikirde olmadığını söyledi. Ve siz de  “yahu bunu nasıl görmezsin” şeklinde şaşkınlığınızı belirtiniz diyelim. Aslında dostunuzun gözünden kaçan bir şey yoktur. İkinizde haklısınızdır. Dostunuzun içindekiler sizinkilerden farklı olduğundan o kişiyi sizin gördüğünüz gibi görememektedir. Hatta bir gün gelir bakmışsınız bu sefer siz aynı kişi hakkında farklı düşünmeye başlamışsınız. O kişi aslında hiç değişmemiştir. Değişen tek şey sizsinizdir.

Biz değiştikçe çevremizde bukalemun gibi değişecek ise sürekli çevremize bakıp hayatımızı düzenlemek yerine çevremizde olanların sorumluluğu alarak gerekli aksiyonu almak yapılacak en akıllıca iş olacaktır. Yaşamınızda her seferinde hep aynı şeyleri deneyimliyorsanız, çevrenizde her ne ise içinizin yansıması olduğunu kabul edip hoşgörü ve anlayışı hayatınıza getirdiğinizde, aslında kendinize anlayış gösteriyor olacaksınız ve bakış açınız kendiliğinden değişecektir. Sonunda artık sizi hiçbir şey rahatsız etmemeye başlayacaktır. Bunun içinde çevrenize verdiğiniz tepkileri, insanlara verdiğiniz öğütleri ( ki bu öğütler her zaman kendinize verdiklerinizdir.) analiz ederek o an içinizde olan biteni kolayca anlayabilirsiniz. Ve zamanla önümüze açılan yeni fırsat kapıları sayesinde daha da mutlu olabiliriz.

Çevrenizdeki yansımaların size sunduğu fırsatları kaçırmayın.

Published in: on Eylül 5, 2011 at 1:44 pm  Yorum Yapın